Ad

ekoköy evi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ekoköy evi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ayaş Domatesi: Bir Gelenekten AB'ye Uzanan Lezzet Yolculuğu

Ayaş domatesi; belki de çoğumuzun adını ilk kez duyduğu, ama Ankara’nın Ayaş ilçesinin tam kalbinde yıllardır kök salmış bir miras. Semiha Tuncal’ın, "Ayaş domatesi yok olmaz, çünkü burada tüm kadınların çeyiz sandığında bu domatesin tohumları vardır," dediği gibi, bu domatesin tarihi, sadece bir lezzet değil, aynı zamanda bir kültürün, bir geleneğin de taşıyıcısı. Bugün, belki de hiç unutulmayacak kadar önemli bir noktaya geldi; Ayaş Domatesi, Avrupa Birliği (AB) tarafından tescillenen coğrafi işaretli ilk ürün oldu.

Bir Geleneğin Yeniden Filizlenişi

Ayaş domatesi, ince kabuğu ve yumuşak dokusuyla tanınan, aslında pazarda bir zamanlar zor satılan, nakliyede sıkıntı yaşanan, ancak lezzetiyle gönülleri kazanan bir çeşit. Ayaşlı Hilmi Başer, bu domatesin kaybolmaya yüz tuttuğunu, yerini ithal tohumların aldığını söylüyor. Üreticiler, domatesin dayanıklı olmadığı gerekçesiyle Ayaş domatesini terk etti, ama bu geleneksel tohum, kaybolmaya bir türlü razı olmadı. Çünkü Ayaşlı kadınlar, çeyiz sandıklarında bu tohumları saklamaya devam etti.

Semiha Tuncal, "Anneannemin, babaannemin, annemin vardı, benim de var," diyerek, bu tohumların nasıl bir değer taşıdığını anlatıyor. O değer, sadece bir nesilden diğerine aktarılan bir tohum değil, aynı zamanda bir kültürün, bir yaşanmışlığın, bir dönemin izleriydi. Kadınlar, ellerindeki tohumları bir nesilden diğerine aktarmış ve köydeki üreticiler de bu mirası yaşatmaya devam etmişti.

Tescil Yolunda Bir Adım

Ayaş domatesinin yeniden filizlenmesinin ardında, bir tesadüf ve büyük bir inanç yatıyor. Merhum iş insanı *Selami Başer*'in oğlu, bir arkadaşının annesinin çeyiz sandığından çıkan tohumları çoğaltarak yeniden Ayaş domatesi yetiştirmeye başladı. Yıllarca unutulmaya yüz tutmuş bu tohumlar, belki de o sandıklarda saklanan tek bir torba tohum sayesinde yeniden hayata döndü. Ardından, *Ayaş Ziraat Odası*, bu değerli domatesi korumak için harekete geçti ve Ayaş domatesinin AB tescilini almak için başvurdu.

*Erdinç Polat Ateş*, Ayaş Ziraat Odası Başkanı, bu süreci şöyle anlatıyor: “Ayaş domatesi yüksek asiditelidir. Tadı hafif ekşidir ve çok lezzetlidir. Dış yüzeyinde çıkıntılar vardır. Pazarlarda Ayaş domatesi adı altında başka domatesler satılıyordu. Biz de Ayaş domatesinin farkını ortaya koymak ve bilinirliğini arttırmak için AB’ye başvurduk.”

AB Tescili: Ayaş Domatesinin Zaferi

Ayaş domatesi, *AB tarafından korumalı menşe adı (PDO)* olarak tescillendi ve *Ankara’nın AB coğrafi işaretli ilk ürünü* oldu. Bu, sadece Ayaş için değil, tüm Türkiye için büyük bir başarıydı. Erdinç Polat Ateş, bu tescilin üreticilerin yüzünü güldürdüğünü belirtiyor. Çünkü şimdi, Ayaş domatesinin kalitesi ve özgünlüğü AB tarafından resmen kabul edilmişti ve bu da üreticilere büyük bir güven verdi.

Ayaş Domatesi’nin Geleceği

Ayaş domatesi, artık sadece bir lezzet değil, aynı zamanda bir gelenek. Sandıklardan çıkan tohumlar, bugün yeniden tarlalarda filizleniyor. Üreticiler, bu geleneksel domatesi yeniden üretmeye başlarken, Ayaş Ziraat Odası’nın bu süreçteki katkıları çok önemli oldu. Artık, Ayaş domatesinin özgünlüğü, *AB tescili* sayesinde daha da değer kazandı. Gelecekte, bu domatesin kalitesinin daha fazla tanınması ve üretiminin yaygınlaşması bekleniyor.

Ayaş Domatesi: Bir Sandık Dolusu Tohumdan, Coğrafi İşaretli Bir Miras

Ayaş domatesi, sadece bir tarım ürünü değil, bir kültür mirasıdır. Kadınların çeyiz sandıklarında sakladıkları tohumlar, bir geleneksel mirasın yeniden hayat bulmasına yol açtı. Şimdi, Ayaş’ın bu lezzetli ve özelleşmiş domatesi, Avrupa Birliği’nden aldığı tescille geleceğe güvenle bakıyor. Ayaşlı üreticiler, bu geleneksel domatesi büyütmek için tekrar tarlalarına dönerken, Ayaş domatesi yalnızca bir ürün olmaktan çıkıp, bir bölgenin kültürel zenginliğinin simgesi haline geldi. 

Ayaş domatesinin bu yolculuğu, hem yerel üreticilerin hem de tüm Türkiye’nin gururu olacak gibi görünüyor. Eğer yolunuz Ankara’ya düşerse, Ayaş’ı ziyaret edin ve bu eşsiz lezzeti mutlaka deneyin. Çünkü bu domates, sadece bir tat değil, aynı zamanda bir tarih, bir miras ve bir yeniden doğuş hikayesidir.

Besler Şifa- Ekoköy evi olarak 3 yıldır atalık tohumları yüzlerce kişiye ulaştırdık. Sosyal sorumluluk olarak geleceğimize miras bırakıyoruz.

.............................................................
Besler Şifa, Bitkisel Kozmetik ve Doğal Yaşam Ürünlerini;
Bitkisel kozmetik, aromaterapi ve kişisel bakım ürünleri, şifalı krem ve aromatik yağlar için bizi takip edebilirsiniz. Tüm ürünlerimiz doğal, bitkisel, helal ve Sağlık Bakanlığı (ÜTS) onaylıdır.

Şifanız daim olsun. 


Doğanın Kendi Döngüsü Yapraklar

Ağaçların sonbaharda döktüğü yaprakları toplamayın, çünkü ağaçlar bu yaprakları geri alıyor! Kış yaklaşırken ağaçlar, su rezervlerini koruyabilmek için yapraklarını bırakır. Kurudukça toprağa karışan bu yapraklar, yeniden canlanarak ağacın yaşam döngüsüne katkı sağlar.

Ağaçlar sadece suyu korumakla kalmaz, fazla kalsiyum gibi mineralleri de yaprakları aracılığıyla toprağa geri bırakır. Bu yapraklar ilkbaharda çürüdüğünde, toprağa kalsiyum ve diğer önemli mineraller karışır. Ağaç, bu değerli mineralleri kökleri aracılığıyla yeniden alır ve yaşam fonksiyonlarını sürdürmek için kullanır. Ayrıca, yapraklar toprağı ve kökleri kışın donmaya karşı koruyarak, toprakta devamlı bir nemlilik sağlar.

En iyi gübre, ağacın kendi yapraklarıdır! Ormanlardaki doğal döngüde olduğu gibi, yapraklar ve ince dallar toprağa yayılır ve bu doğal örtü, bir manto gibi toprağı dış etkenlerden korur. Don, rüzgar, güneşin aşırı sıcağı ve yağmur aşındırmasına karşı, bu yaprak tabakası toprağı ve kökleri muhafaza eder. Ayrıca, yapraklar altında yaşayan mikroorganizmalar, solucanlar ve diğer küçük canlılar, toprağın verimliliğine katkı sağlayarak humus oluşumuna destek olur.

Humuslu toprak, hayat dolu bir topraktır; içerisinde bu canlılar olmayan bir toprak ise ölüdür ve bitkiler için verimli değildir. Kışın ormanın içi, dışarıdan 4-5 derece daha sıcak olur. Bu sıcaklık farkı, yaprakların çürüyüp toprağa karışması ve toprağı ısıtan mikroorganizmaların faaliyetlerinden kaynaklanır. Bu çürüme süreci, yanmış gübreye benzer ve toprağa besin sağlayarak kokmaz.

Toprağı verimli hale getirmenin bir diğer yolu ise kompost yapmaktır. İsviçre’de bahçelerde uygulanan kompost yönteminde, tüm bitkisel atıklar (yağ, et, limon ve süt hariç) bir kuyuda biriktirilip toprakla örtülerek çürümeleri hızlandırılır. Böylece toprağa geri kazandırılır. Avrupalılar, topraktan aldıklarını fazlasıyla geri verirken, bizler mutfak atıklarını çöpe atıyor, tarlalarda anız yakıyor ve toprağı kimyasal gübrelerle dolduruyoruz. Halbuki doğanın sunduğu bu döngüyü doğru kullanarak, toprağı besleyebiliriz.

Toprağın bereketi doğanın bize verdiği armağanlarda saklı, bu döngüyü koruyalım ve gelecek nesillere sürdürülebilir bir çevre bırakalım.

Kaynak: Özkan Cebe



Doğal Bir Yaşam Tarzı Köy Yaşamı

Günümüzde şehirlerde çöp ve atık yönetimi büyük bir sorun haline gelirken, köylerde doğal yaşamın bir parçası olarak çöpün nasıl hiç oluşmadığını görmek ilginçtir. İşte köylerde, doğaya saygı ve geri dönüşüm bilinciyle sürdürülen bu doğal yaşam tarzının ayrıntıları:


Köyde Yemek Artmaz

Köyde yaşayan insanlar, yemek artıklarını bile değerlendirmeyi bilirler. Artan yemekler genellikle köpekler tarafından tüketilir. Meyve ve sebze kabukları ise küçük ve büyükbaş hayvanlarla tavuklara verilir, böylece atık olmaktan çıkar.


Kıyafetler ve Tekstil Ürünleri Değerlendirilir

Köyde kıyafetler aileden aileye dolaşır ve yeniden kullanılır. İyice kötü durumdaki tekstil ürünleri bir araya getirilerek minder veya örtü yapılır. Bu şekilde, tekstil atıkları minimuma indirilir.

Atık Malzemeler Yeniden Kullanılır

Sert kabuklar, kâğıt ve mukavva ambalajlar köyde ocaklarda yakılarak değerlendirilir. Gazete ve dergiler, dolap ve raf altlarına serildikten sonra ocakta odunu tutuşturmak için kullanılır. Ayrıca, parlak ve eğlenceli gazete sayfaları defter kaplama malzemesi olarak veya çocukların oyunlarında kullanılır.


Plastik ve Metal Atıkların Dönüşümü

Plastik ambalajlar, geniş olanlar saksı olarak kullanılırken, dar olanlar çeşitli sıvılar için taşıma ve saklama kaplarına dönüştürülür. Metal ambalaj ve kutular kesilerek plakalar halinde çatılara kaplama veya bağlara oluk yapılır. 


Tuhaf Biçimsiz Atıklar Bile Değerlendirilir

Köyde her türlü atık bir şekilde değerlendirilir. Şekilsiz ve tuhaf atıklar bile bağlarda şahane korkuluklar olarak yeniden kullanılır. Bu sayede, doğaya zarar vermeden atıklar değerlendirilir.

Köyde Çöp Oluşmaz

Evet, köyde yemek artmaz, hiçbir şey artırılmaz. Her şey bir şekilde geri dönüştürülür veya yeniden kullanılır. Bu bilinçli ve sürdürülebilir yaşam tarzı, köylerde çöp oluşmasını engeller. Köyde yaşayan insanlar, doğayla uyum içinde yaşamanın ve kaynakları verimli kullanmanın en güzel örneğini sergilerler.

Bu yaşam tarzı, doğaya saygının ve sürdürülebilirliğin ne kadar önemli olduğunu bizlere bir kez daha hatırlatıyor. Şehirde yaşayanlar olarak, köylerdeki bu doğal geri dönüşüm ve değerlendirme bilincinden öğrenmemiz gereken çok şey var.




















Besler Şifa, Bitkise Kozmetik ve Doğal Yaşam Ürünlerini İnstagram vitrininden yada Trendyol mağazamızdan temin edebilirsiniz. 

Kekik Yetiştiriciliği ve Üretimi

Türkiye’den ihracatı yapılan kekik ve yağı, Origanum türlerinden (özellikle O. onites L. ve O. vulgare L.) elde edilmektedir. Türk kekikleri ve kekik yağı karvakrolce zengindir. Kurak şartlarda kekik tarımında verim düşük, yağ oranı yüksek olurken sulanan şartlarda, yağ oranı düşük verim yüksek gerçekleşmektedir. Kekik yağı distilasyon yöntemiyle "distilasyon ünitesi" ile elde edilmektedir. Daha büyük çaplı uçucu yağ üretimleri için "imbik" kullanılır. Bilimsel çalışmalarda laboratuvar koşullarında drog herbada uçucu yağ oranı Clevenger cihazı kullanılarak ve kekik uçucu yağının bileşenlerinin tayininde Gaz Kromatografi/Kütle Spektrometre (GC/MS) cihazı kullanılmaktadır. Hasadının kolaylıkla yapılabilmesi ve en az 7-10 yıl ürün alınabilmesi sebebiyle tercih sebebidir. Bitki boyu 50-100 santim arasında kökleri saçak kök şeklinde 35 75 cm derinliğe kadar inmektedir. 

Baharat ve uçucu yağ sanayi için ekonomik önemi bulunan İstanbul kekiği (Origanum vulgare L. subsp. hirtum) ülkemizde çoğunlukla doğadan temin edilse de kültüre alınarak çeşitleri geliştirilmiştir. Ortalama bitki boyu 60-65 cm civarındadır. Çiçekleri oldukça küçük olup, beyaz renklidir. Uçucu yağ verimi % 3.6-5.7 arasında değişmektedir. Karvakrolce zengin uçucu yağa sahip olmakla birlikte timol ve linalool kemotipinde bitkilere rastlamak mümkündür. Uçucu yağındaki diğer önemli bileşenler β-caryophyllene, γ-terpinene, pcymene ve myrcene’ dir. % 40-84 oranında karvakrol taşır. Tohumları oldukça küçük olup, bin tane ağırlığı 0.2-0.3 g’dır. Tohum rengi kahverengi, şekli yuvarlak-ovaldir. Bitkinin çiçeklenme dönemi genellikle temmuz-ağustos aylarına rastlamaktadır.

Orignum çeşitleri her çeşit toprakta yetişmelerine karşın özellikle tınlı-killi alüvyal ve iyi havaalanıbilir nötr'den alkaliya kadar değişen pH 6-8 topraklarda iyi gelişmektedir. Direkt güneşten hoşlanmaktadır fazla su kök çürüklüğüne neden olduğundan derenajı iyi Topraklar yetiştiricil için elverişlidir bitki ilk tesis yılı hariç tutulursa soğuğa karşı oldukça dayanıklıdır. Fakat kumru topraklar yaz aylarında çok miktarda sulama gerektiğinden kekik yetiştiriciliğinde tercih edilmemektedir.


Kurağa ve soğuğa karşı dayanıklıdır. Yöney olarak kuzeyi açık, hava akımı
olan ve çiçeklenme döneminde sıcakların aşırı yükselmediği alanlarda verim ve uçucu yağ kalitesi yüksek olur. Toprak istekleri bakımından fazla seçici değildir. Kumlu–tınlı, su tutmayan ve hafif meyilli topraklar kekik yetiştiriciliği için uygundur. Kıraç koşullara İzmir kekiği, taban ve su tutan koşullara ise İstanbul kekiği daha iyi uyum sağlar.

Toprak İşleme ve Fide Dikimi:
Kekik bitkisi hem tohum hem de çelik ile çoğaltılabilir. Ancak tohum ile çoğaltılması daha pratiktir. Tohumlar Ekim-Kasım-Aralık aylarında özel olarak hazırlanan yastıklara ekilerek burada idare haline getirilir. Fideler araziye aktarılmadan önce derin sürüm yapılmalı, daha sonra diskaro-tırmık veya kazayak-tırmık kombinasyonu ile toprak yüzeyi düzeltilmelidir. Fide dikimleri ilkbaharda don riski ortadan kalktıktan sonra bölgelere göre Mart sonu ile Mayıs ayı ortalarına kadar yapılır. Fideler dikim makinası ile tarlaya şaşırtılır ve dikiminden sonra mutlaka can suyu verilmelidir. Kekik yetiştiriciliğinde 30 cm sıra üstü, 70 cm sıra arası dikim mesafesi uygundur. Fakat damla sulama yapıldığında damla sulamanın niteliklerine göre dikim yapılması tavsiye edilir.
İlk gelişme dönemi oldukça yavaş olduğundan yabancı otlarla rekabeti zordur. Malçlamak yabancı otlarla mücadeleyi kolaylaştıracaktır ve bahar aylarında3 ay boyunca 3 haftada 1 ot alımı gerekir. Ot alımı muhakkak elle yapılmalıdır. Eğer herbisit (ot ilacı) kalıntısı veya yabancı ot bulunması büyük ihracat problemleri oluşturmaktadır.

Hastalık ve Zararlıları:
Kekikte üretimi engelleyecek önemli bir hastalık ve zararlısı yoktur. Ancak taban suyu yüksek, su tutan ve geçirimsiz topraklarda bitki kök bölgesi iyi havalanamadığı için kök çürüklüğüne neden olan toprak kaynaklı fungal hastalıklara rastlanabilmektedir. Kekik bitkisi baharat ve tıbbi amaçlı olarak değerlendirilmektedir. Bundan dolayı organik tarımda kullanılanlar dışında hiçbir bitki koruma ürünü kullanılmamalıdır.

Gübreleme ve Bakım:
Ot ile mücadele en önemli bakım çalışmasıdır. Kekik kıraç koşullarda yetişir ve genel olarak yılda bir biçim alınır. İlk yıl bitki gelişimi yavaş olduğundan dolayı yabancı otlarla mücadele etmek ve bitkinin kök boğazını doldurmak amacıyla birkaç kez çapalama yapılmalıdır. Ertesi yıllarda ise yabancı otlarla mücadele etmek, toprağı havalandırmak ve buharlaşma ile topraktan su kaybını azaltmak için en az iki kere çapalanmalıdır.

Kekik tarlaları tesis edilmeden önce toprağın yapısını düzeltmek amacıyla dekara 5 tona kadar çiftlik gübresi verilebilir. Genel olarak verim döneminde yılda dekara 7-8 kg azot (N) ve 4-5 kg fosfor (P) verilmesi yeterlidir. Uçucu yağ kalitesi için potasyum elementinin önemi büyüktür. Bundan dolayı doğru bir bitki besleme yapabilmek amacıyla makro ve mikro besin elementlerini içeren toprak analizi sonuçlarına göre gübreleme yapılmalıdır.

Hasat ve Kurutma:
Kekik bitkisi çiçeklenme başlangıcı ile tam çiçeklenme dönemi arasında hasat edilir. Bitkinin hasadı toprak seviyesinin 10 cm üzerinden testereli ot bıçağı veya bu konuda geliştirilmiş diğer hasat makineleri ile yapılır. Hasat esnasında yabancı otların karıştırılmamasına dikkat edilmelidir. Bitkinin biçim süresi yeniden gelişim kabiliyeti yüksek olup sulandığında bir vejetasyon döneminde 3 ve fazla biçim alma imkanı olmaktadır.

Hasat edilen bitkilerin doğal koşullarda "gölge bir ortamda" kurutulması gerekmektedir. Güneşte kurutulan bitkilerde renk değişimi ve uçucu yağ kaybı meydana gelmektedir. Bu durum kekik bitkisinin pazar değerini düşürmektedir. Kızışmayı önlemek için bitki yüksekliği 1 karış (30 cm'yi) geçmemeli ve belirli aralıklarla alt üst edilmelidir. Genel olarak yaş bitkiden kuru materyal elde etme oranı 4-5 birime 1 birimdir. Kurutulmuş bitkilerde değişik yöntemlerle sapları yapraklardan ayrılmalıdır. Elde edilen materyal çuvallanarak ışık almayan serin ve nemsiz bir ortamda pazarlamaya kadar muhafaza edilmelidir.

Kıraç koşullarda; iklim ve toprak koşulları, rakım ve yöneye göre değişmekle birlikte genel olarak 120-250 kg/da arasında verim alınır.

Kekik Faydaları:
Bitkilerden elde edilen uçucu yağlar halk tıbbında, gıda sanayinde, koku ve eczacılık endüstrisinde geniş bir kullanım alanına sahiptir. Uçucu yağların antimikrobiyal ve antioksidan özellikleri uzun zamandan beri bilinmekte olup
bu yağların bakteriler, virüsler ve mantarlara karşı antimikrobiyal etkileri hakkında birçok araştırma yapılmıştır. 
Kekik broşürü: tıklayın
Bakanlığın Keklik Yatırım Rehberi: rehber



Sorgun Tabiat Parkı İçin Çözümler

Tabiat parkları Milli Parklar Kanunu’nda; “Bitki örtüsü ve yaban hayatı özelliğine sahip, manzara büyüklüğü içinde halkın dinlenme ve eğlenmesine uygun tabiat parçalarıdır” şeklinde ifade edilmektedir.  Türkiye’nin ilk tabiat parkı 1983 yılında kurulmuş olan Fethiye Ölüdeniz’deki Kıdrak Tabiat Parkı’dır.  1983 yılında kabul edilen 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu'na göre, sadece Milli Parklar ve Tabiat Parkları için rekreasyon ve turizm gibi amaçlara tahsis edilebilir.

Türkiye’de tabiat parklarında yapılan araştırmaya göre ülke genelinde toplamda 53 farklı rekreatif aktivitenin tabiat parklarında yapıldığı görülmektedir. Buna göre ‘doğa yürüyüşü, fotoğrafçılık, piknik’ en fazla yapılan aktivite olma özelliğindedir. Buna ilaveten en az yapılan aktiviteler; deve gezintisi, fırın, ip parkuru ve pentatlon, mavi gölde yüzme ve trenle göl turudur. Aktivite zenginliği bakımından Samsun- Vezirsuyu tabiat parkı(21), Bolu- Abant Gölü Tabiat Parkı(17), Harmankaya Kanyonu(15), Avcıkoru(15) ve Şahinkaya Kanyonu(15) Tabiat Parkları ülkemizdeki rekreasyonel aktivitesi en zengin tabiat parkı olma özelliğindedir. Sorgun Tabiat Parkı’nın geliştirilmesine yönelik bu özelliklerdeki tabiat parkları ziyaret edilebilir. Diğer yandan Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Orman Genel Müdürlüğü ve proje fonlama kurum ve kuruluşları ile işbirliklerine devam edilebilir.

Türkiye’deki tabiat parklarının fiziksel altyapı olanakları ve donatılar bakımından değerlendirdiğimizde; kır gazinosu/kahvesi/lokanta, WC, giriş kontrol noktaları, büfe, çocuk oyun alanı, kameriyeler, piknik alanları ve mescitler, otopark, seyir terası-kulesi, idari hizmet binası, bekçi evi, piknik masaları, halat parkuru, karavan parkı gibi sıralanabilir. Bu imkânlar ve dahası Sorgun Tabiat Parkı için düşünülebilir (Doğanay Yener, 2021).

Güdül ekoturizm ve Agroturizm Çalıştayı'nda verilen bilgilere göre önemli bir destinasyon olan Sorgun Ankara'nın Köroğlu Dağları'ndaki zirvesinde bir hazinedir. Bu hazinin kıymetini bilmek gerekiyor.

Sorgun Tabiat Parkı

Ankara'nın Güdül ilçesine bağlı Sorgun beldesinde yer alan Sorgun Tabiat Parkı, 54 hektarlık bir alanı kaplamaktadır. Parkın kuzey ve doğusunda Sorgun Göleti, güneyinde ise karaçam ormanları bulunmaktadır. Batısında ise geniş çayır alanlarıyla çevrili olan bu park, doğal güzellikleriyle göz kamaştırmaktadır.

Ankara'dan Sorgun Tabiat Parkı'na iki farklı güzergah ile ulaşabilirsiniz. İlk yol, Ankara'dan Ayaş ve Güdül ilçeleri üzerinden geçerek, Kamanlar, Yeşilöz ve Sorgun Beldeleri'ni takip ederek parka ulaşmanızı sağlar. İkinci güzergah ise Ankara-İstanbul otoyolunun 60. kilometresinden Güdül yoluna saparak, Çeltikçi Beldesi'nden geçip sırasıyla Kurumcu, Hüyük ve Kınık köylerini takip ederek Sorgun Beldesi üzerinden parka varmanızı mümkün kılar.

Sorgun Tabiat Parkı, turizm ve rekreasyon açısından bölgenin önemli merkezlerine yakınlığı ile dikkat çekmektedir. Hem doğal kaynakları hem de konumu itibarıyla park, çevresi ve Ankara için önemli bir çekim merkezi olma potansiyeline sahiptir. Orman ve göl manzaraları ile ziyaretçilere benzersiz manzara güzellikleri sunan park, rekreasyonel olanaklarıyla da öne çıkmaktadır.

Sorgun Tabiat Parkı, doğa turizmi odaklı pek çok aktivite için uygun alanlara sahiptir. Piknik, çadırlı veya karavanlı kamp, bungalov tipi konaklama, manzara seyir, yürüyüş ve koşu parkurları, flora ve fauna izleme gibi birçok etkinlik, parkta kontrollü bir şekilde gerçekleştirilebilir. Halen daha çok piknik amaçlı kullanılan park, yılın her döneminde çok sayıda ziyaretçiyi ağırlamaktadır. Özellikle ilkbahar ve yaz aylarında ziyaretçi sayısı artmakta, okulların kapalı olduğu Haziran-Eylül ayları arasında ise en yoğun dönemini yaşamaktadır.

Parkın başlıca kaynak değeri, içinde bulunan doğal orman dokusu ve göldür. Bu eşsiz doğal güzellikler, Sorgun Tabiat Parkı'nı ziyaretçiler için cazip bir destinasyon haline getirmektedir.

Sorgun Tabiat Parkı, doğanın kalbinde huzurlu bir kaçış arayanlar için ideal bir mekandır. Bu benzersiz doğa harikasını keşfetmek için yılın her döneminde ziyaret edebilirsiniz.

Doğanay Yener Ş. (2021) Türkiye’deki tabiat parklarının rekreasyonel açıdan analizi, Eurasian Journal of Forest Science 2021 9(3): 122-133, İstanbul. Makale: https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2002228







Akdeniz'de Toros Dağlarının Ormancılık Açısından Önemi

Akdeniz bölgesinde bulunan Toros Dağları, bölgenin önemli bir topoğrafik özelliğidir ve ormancılık açısından bir dizi öneme sahiptir. İşte bu dağların ormancılık açısından önemli olan bazı faktörler:

1. Biyoçeşitlilik: Toros Dağları, zengin biyoçeşitliliğe ev sahipliği yapmaktadır. Farklı iklim ve topoğrafik özellikler, bölgede çeşitli bitki ve hayvan türlerinin bulunmasına olanak tanır. Bu biyoçeşitlilik, ormancılık faaliyetlerinin çeşitliliği ve sürdürülebilirliği açısından önemlidir.

2. Su Kaynakları: Toros Dağları, bölge için önemli su kaynaklarını barındırır. Ormanlar, su kaynaklarını koruma ve yönetme açısından kritik bir rol oynar. Ormanların, suyun toprakta tutulmasına, akarsuların düzenlenmesine ve su kalitesinin korunmasına katkı sağladığı bilinmektedir.

3. Toprak Erozyonunu Önleme: Ormanlar, erozyonun önlenmesinde kilit bir rol oynar. Toros Dağları'ndaki ormanlar, yağış sularının toprak erozyonunu azaltmaya yardımcı olarak tarım alanlarını korur ve toprak kalitesini sürdürülebilir bir şekilde korurlar.

4. Odun ve Orman Ürünleri: Ormanlar, odun ve diğer orman ürünleri sağlar. Bu ürünler, geleneksel ve yerel olarak kullanıldıkları gibi aynı zamanda ticari faaliyetler için de değerlidir. Orman yönetimi, bu kaynakların sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasını sağlamak için önemlidir.

5. Turizm: Toros Dağları ve çevresindeki ormanlık alanlar, doğa turizmi için popüler destinasyonlardan biridir. Ormanlar, trekking, doğa yürüyüşleri, dağ bisikleti ve diğer doğa aktiviteleri için çekici alanlar sunar. Bu turizm faaliyetleri, bölge ekonomisine katkı sağlar.

6. İklim Düzenlemesi: Ormanlar, karbon emilimi, oksijen üretimi ve iklim düzenlemesi gibi ekosistem hizmetleri sağlar. Bu faktörler, sadece bölgesel değil, aynı zamanda küresel ölçekte çevresel sürdürülebilirlik açısından da önemlidir.

Toros Dağları'nın ormancılık açısından sunduğu bu önemli ekosistem hizmetleri, bölge üzerindeki doğal kaynakları korumak ve sürdürülebilir bir şekilde yönetmek için ormancılık politikalarının ve uygulamalarının geliştirilmesini gerektirir.




Yağmura Dair

Canlılık için nefes almak kadar elzemdir. Tatlı sular, yer altı kaynakları, ihtiyacımızı karşılasa da devamlılıkları için yaya gereklidir. Bu yağışlar farklı şekilde olur. Yüksek ve soğuk yerlerde kar olarak düşer, yazdığı yeri ipeğimsi bembeyaz bir örtüyle kapatır, sıcak yaz günleri için açık hava su deposu vazifesi görür, Bazen de ani sıcaklık değişimleri ile dolu olarak yağar. Ancak dünyanın hemen hemen büyük çoğunluğunda yağışlar, yağmur olarak düşer. Onun içindir ki yağmur yerine çoğu zaman yağış tabiri kullanılır.

Peki, bu yağışlar nasıl oluşur?

Cenab-ı Hakk’ın dilemesi ile meydana gelen yağmur için bazı maddi sebepler gereklidir. Yeryüzünde yükselen nemli sıcak hava, yükseldikçe soğuyarak bulutları ve yağmur damlalarını oluşturur. Orta büyüklükteki bir bulut, yaklaşık 1 kilometre kare büyüklüğündedir ve 4 milyar metreküp su hacmine sahiptir. İçinde 1 ila 5 milyon kilogram su vardır. Bu kadar ağırlık, havada nasıl kalır diye bir soru akla gelebilir. Bunun sebebi de su damlacıklarının çok küçük olmasıdır. Yağmur taneleri iyice olgunlaşıp, bulutların taşıyamayacağı bir seviyeye gelirse yağmur olarak yere düşer. Allah'ın bir lütfudur ki bu kadar su bir anda değil, bir ahenk içinde yere iner.

Her coğrafyada farklı iklim ve hava olayları meydana geldiği için, yağmurun şekli ve yağdığı zaman farklıdır. Coğrafya biliminde konveksiyonel, cephe, muson gibi genel geçer yağmur tipleri vardır.

Bilhassa ülkemizde farklı iklim tipleri görüldüğü için bu durum, coğrafyayı şekillendirdiği gibi dili de etkilemiş ve ülkemiz insanı, yağışına göre yağmuru isimlendirmeye gitmiştir. Hayati Develi'nin tespitlerine göre yağış şekli, damla büyüklüğü ve diğer bileşenlerle birlikte ülkemizde yaklaşık 180 farklı yağmur isimlendirmesi vardır. Kimisi yalnızca bazı yörelerde kullanılırken bazısı da genele yayılmış ve meşhur olmuştur. Bu yazımızda bir kısmına değinip, neden böyle bir isimlendirme yapıldığından bahsedeceğiz. Ülkemizde yağmurlar daha çok ekim ayı ile bahar ayları sonuna yoğunlaşmıştır. Karadeniz haricinde yaz dönemi çok yağışlı değildir. Şimdi de yağmur çeşitlerine değinelim...

Çilemek

İstanbul'da sıkça rastladığımız bir yağmur tipidir. Yaygın ismi, ahmakıslatandır. Hafif hafif, ince ince bazen de kepek gibi uzun süre yağar. Bu duruma aldanıp tedariksiz çıkan insanlar, sonunda sırılsıklam olurlar. Bir anda ıslatmadığından ve ıslaklık hemen fark edilmediğinden dolayı böyle isimlendirilmiştir birçok yerde. Bazı yerlerde de böyle yağışlar püsen püsen, çisil çisil yağıyor diye de isimlendirilir. Hafif hafif yağıp uzun sürmeyenine de çilemek, çilen atmak denir.

Sulu Yağmur

Yağmur zaten su değil mi, diye akla gelebilir. Aslında bu, damlanın büyüklüğü ile alakalıdır. Bu şekilde yağan yağmurun damlaları büyük ve uzun süreli değildir. Su dolu bir balon patladığı zaman nasıl ki binlerce damlacık ortaya çıkıyorsa bu şekilde düşen yağmur damlası da düştüğü zaman, damlacıklara ayrılmaktadır. Onun için böyle yağmurlara sulu yağmur denmektedir.

Sulu Sepken

Bilhassa kış günlerde karla karışık yağan yağmurlara denmektedir. Sulu kar da denir. Hem kar hem de yağmuru aynı anda görürüz.

Sağanak Yağmur

Şiddetli yağan yağmurlardır. Genellikle, bu şekilde yağan yağmurlara şimşek, gök gürültüsü eşlik eder. Uzun süre devam ederse sel felaketine, su baskınlarına neden olur.

Kırkikindi Yağmurları

Bilhassa Orta Anadolu'da görülen bir yağmurdur. Coğrafyada yükselim ya da konveksiyonel yağış diye bilinen yağışın, yerel isimlendirilmesidir. Çünkü bu yağmurlar, bahar aylarında görülür ve gün içinde ısınan hava öğleden sonra soğumaya başlar ve yağmur yağışları görülür. Uzun günler devam ettiği ve genellikle ikindi saatlerinde görüldüğü için bu şekilde isimlendirilmiştir.

Nisan Yağmurları

Rumi takvimle 14 Nisan-13 Mayıs tarihleri arasında yağan yağmurların genel adıdır. O yılki mahsulün bol ve bereketli olması için gereklidir. Yılanın ağzına girerse zehir, istiridyenin içine girerse inciye dönüştüğü söylenir. Hadis-i şeriflerle de usulüne uygun olarak kullanılması tavsiye edilmiştir.

Karyiyen Yağmur

Karın üstüne yağıp, karı eriten yağmur için kullanılmıştır. Daha çok Sivas Suşehri'nde karşımıza çıkar.

Kadıkaçıran Yağmur

Antalya havalisine mahsus bir yağmur tanımlamasıdır. Aniden bastıran, çok şiddetli yağan ve uzun süren bir yağmurdur. Selbaskınlarına yol açabilir. Hatta bu isimlendirmeye sebep olan şöyle bir hikâye anlatılır:

"Zamanında Antalya'ya bir kadı tayin edilmiş ve eşyasını bir arabaya yükleyip Antalya'ya gelmiş. Yeni evlerine kadar rahat, şen şakrak giderken tam arabadan inecekleri sırada aniden bir yağmur bastırmıştır. Ama öyle böyle bir yağmur değil. Hem yoğun hem de çok şiddetlidir. Kadı, bölgenin yağmurunun özelliğinden habersiz; yağmur dinsin öyle inelim, demiş. Fakat yağmur çok uzun süre devam edince, arabada mahsur kalan kadı; durmam ben bu memlekette demiş ve şehri terk etmiştir. Gerçekten de aniden bastıran bir yağmurdur ki saklanacak bir saçak buluncaya kadar ıslanmadık yer bırakmaz."

Güneşli Yağmur

Bahar ve yaz günlerinde karşımıza çıkan bir yağmurdur. Bir tarafta güneş varken bir tarafta da yağmur yağar. Böyle durumlarda birden fazla gökkuşağı bile oluşur.

Yaz Yağmuru

Yaz aylarında, sıcak havalarda görülen ve mahalli olan bir yağmurdur. Hatta köyün bir tarafına yağarken, diğer tarafına yağmaz. Kısa sürelidir. Hatta eskiler, devenin bir tarafını ıslatır, diğer tarafını ıslatmaz, derler. Ama bu yağış, öğle saatlerinde başlarsa, birkaç gün öğle saatlerinde arka arkaya devam eder. Hatta şöyle bir deyim vardır. Öğleye tadan yağmur ile obaya tadan merkebin hakkından gelinmez.

Velhasıl yağmur berekettir. Bereketini dile de vermiş, kitap yazacak kadar bir birikim ortaya çıkmasına vesile olmuştur.

Ne diyelim, Hazreti Allah, bu bereketten mahrum etmesin.

Bu yazı İnsan ve Hayat Dergisinde yayımlanmıştır.



COĞRAFİ İŞARET NEDİR?

 Türk Patent ve Marka Kurumu'na göre coğrafi işaret, tüketiciler için ürünün kaynağını, ürünün karakteristik özelliklerini ve bu özellikler ile coğrafi alan arasındaki bağlantıyı ortaya koyan ve üçüncü taraflara garanti eden bir tür kalite işaretidir.

• Coğrafi işaret neden önemlidir?

 Coğrafi işaret ile bir ürünün tescil altına alınması ile o yöre halkının menfaatlerinin korunması dan sağlanmış olmaktadır.

 Coğrafi işaret ve geleneksel ürün adını tescil ile korumanın amaç ve faydalarından biri de, bu tescil ibarelerinin gerekli özelliklere haiz olmayan sahte Ürünler üzerinde kullanılmasının önüne geçilerek. tüketicinin yanıltılmasına engel olunması ve tescilli ürünün ününden faydalanılmaması, dolayısıyla tüketicinin korunmasına yardımcı olmaktır.

 • Güvenilir Gıda Coğrafi İşaretli Üründür.

 Coğrafi işaretli ürünlerle alakalı olarak güvenilirlik iki şekilde sağlanmaktadır. Birincisi coğrafi işaret almak isteyen ürün başvuru aşamasında iki aşamalı (Kimyasal ve Duyusal) analize tabi tutularak uygunsa bu işareti almakta ve yıl içeresinde tekrar bir denetim yapılarak ikinci kez analize sokulmakta ve uygunluğu kontrol edilmektedir. Bu sebeple güvenilir gıda için coğrafi işaret tercih edilmesi tüketici için önemli bir konudur.

 Örneğin Burhaniye Zeytinyağı Coğrafi İşareti Burhaniye Ticaret Odası Burhaniye Zeytinyağı coğrafi işaret çalışmalarını 2019 yılında başlatarak Burhaniye Zeytinyağı menşe adı olarak 11.08.2020 tarihinde Türk Patent Enstitüsü'ne tescil ettirmiştir.



27 Eylül Dünya Turizm Günü'nü Ekoköy Evinde Dünya Turizm Gününü kutluyoruz.

Dünya Turizm Örgütü (WTO)’nün önerisi üzerine, Turizm bilincinin geliştirilmesi ve bu alanda yaşanan gelişmelerin diğer ülkelere de aktarılarak deneyimlerin paylaşılması amacıyla, Birleşmiş Milletlerin 1980 yılında aldığı kararla, her yılın 27 Eylül günü, “Dünya Turizm Günü” olarak kutlanmaktadır.

Dünya ekonomisinde çok önemli bir yer tutan ve 50 den fazla sektörle etkileşim içinde bulunan turizm sektörü, yarattığı iş kolları ve istihdam olanakları ile sürekli gelişim gösteren bir endüstridir. Turizmin giderek çeşitlenmesi, tüm yıla yayılması ve insanların gezi alışkanlıklarının değişmesi her yıl daha fazla insanın seyahat etmesine ve dolayısıyla sosyal ve kültürel etkileşimin artmasına olanak sağlayarak dünya barışına da katkıda bulunmaktadır.

Sürdürülebilir turizm prensibinden hareketle, gelecek kuşaklara sürdürülebilir bir çevre ve temiz bir gelecek bırakma vizyonu ile günümüzde ekolojik ve biyolojik çeşitlilik dengesini bozmadan günün ihtiyaçlarını karşılamak, turizm pazarlaması açısından önem arz etmektedir. Gelecek kuşakların turizmin gelişmesinden payını alabilmesi amacıyla, istikrarlı ve rekabet edebilir nitelikte istihdam gücü yaratarak, yenilenebilir kaynakları değerlendirerek, nitelikli kalkınmaya da katkı sağlayan bilinçli tüketim ve eğitimi göz önünde bulunduran sürdürülebilir turizm politikalarımızın tüm sektörel paydaşlarımız ile birlikte bütüncül bir yaklaşımla turizm faaliyetlerimizi planlamamız gerektiğine inanıyoruz.

Güdül'ün doğal güzellikleri, kültürel zenginlikleri ve turizm potansiyeli, gelişmişliğin, refahın ve uzlaşma kültürünün en önemli bileşenlerinden olan turizmin büyük bir potansiyele sahip olduğunu göstermektedir. Bu sebeple, Güdül'ün turizm alanında bireysel, toplumsal ve küresel düzeyde daha fazla zenginlik ve barışa vesile olmasını dileriz.

Güdül, şifa yolu projesiyle tanınan köyler arasında öne çıkan bir destinasyondur. Şifalı bitkileri, ekolojik ürünleri, etnobotanik özellikleri ve tarihi mekanlarıyla büyüleyici bir deneyim sunmaktadır. Aynı zamanda, sakin şehir uygulamasıyla da ön plana çıkan Güdül, doğanın korunması, yerel kültürün devam ettirilmesi ve yerel kalkınmanın sağlanması amacıyla önemli adımlar atmaktadır.

Güdül'ün turizm potansiyelini tam anlamıyla değerlendirebilmesi için ilgili kurumlar ve yerel yönetimler, turizmin sürdürülebilirliğini sağlamak adına politikalar üretmelidir. Yerel ekonominin gelişmesi ve kalkınmanın yerelden başlaması için Güdül ve çevresindeki köyler arasında mali ortaklıklar kurulmalı, fonlar oluşturulmalı ve yönetimde işbirlikleri sağlanmalıdır.

27 Eylül Dünya Turizm Günü'nde, Güdül'ün turizm potansiyelinin daha da artması, yerli ve yabancı turistlerin bölgeyi keşfetmeleri ve zengin kültürel mirasa tanıklık etmeleri temennisiyle kutlama yapmaktayız. Güdül'ün doğal güzelliklerini ve kültürel zenginliklerini tüm dünyaya sunmak için çalışmalar yapılmalı, turizmin Güdül'e getireceği ekonomik ve sosyal katkılar en iyi şekilde değerlendirilmelidir. Daha çok zenginlik ve barışın sağlandığı bir turizm sektörüyle, Güdül hem yerel halkına refah getirecek hem de küresel düzeyde anlayış ve uzlaşma kültürünü yayacaktır. 27 Eylül Dünya Turizm Günü kutlu olsun!

Ekoturizm ve Doğal Yaşam Eğitimi bu anlamda bu günü daha da anlamlı kılıyor. Proje kapsamında yaklaşık 2 yıllık emeklerimiz nihayet buluyor.



Sürdürülebilir Beslenme Alışkanlıkları Nasıl Oluşturulur?

Günümüzde çevreyi korumak ve sağlığımızı desteklemek için beslenme alışkanlıklarımızı değiştirmek önemlidir. İşte adım adım sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları kazanmanızı sağlayacak öneriler:

  1. Bilinçlenmek: Sağlıklı ve çevreye dostu beslenme hakkında bilgi edinmek için güvenilir kaynaklardan araştırma yapabilirsiniz.
  2. Çeşitli ve Dengeli Beslenmek: Meyve, sebze, tam tahıllar, protein kaynakları ve sağlıklı yağlar gibi farklı besinleri dengelemeye çalışın.
  3. Bitkisel Yiyeceklere Öncelik Verin: Sebzeler, meyveler, baklagiller ve kabuklu yemişler gibi bitkisel yiyecekleri daha fazla tüketin.
  4. Yerel ve Organik Ürünleri Seçin: Yerel ürünleri tercih ederek taşıma maliyetlerini azaltabilir ve doğal kaynakları koruyabilirsiniz.
  5. Gıda İsrafını Azaltmak: Bilinçli alışveriş yapın, gereksiz yere fazla yiyecek almayın ve artıkları değerlendirmek için kompost yapın.
  6. İşlenmiş Gıdalardan Kaçının: İşlenmiş gıdaların tüketimini azaltın, evde hazırlanan taze yemeklere yönelin.
  7. Su ve Enerji Tasarrufu: Suyu verimli kullanın, enerji yoğunluğu yüksek gıdalardan kaçının.

Unutmayın ki küçük adımlar büyük farklar oluşturabilir. Beslenme alışkanlıklarınızı yavaşça değiştirin ve çevrenize de örnek olun. Bu şekilde daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir geleceğe katkı sağlayabilirsiniz.



Senin Uyku Tipin Hangisi; Ayı, kurt, aslan ve yunus

"Yunus, kurt, ayı veya aslan mısınız? Uzmanlar, uykunuzun kişiliğini bilmenin üretkenliğinizi artırmanıza ve işinizde başarılı olmanıza nasıl yardımcı olabileceğini ortaya koyuyor. Kronotipler, sirkadiyen ritmi ve kişisel uyku profilini tanımlar. Avustralyalı uyku uzmanı Olivia Arezzolo, kronotiplerin nasıl çalıştığını açıklıyor. Arezzolo, her kronotipin dinlenme ve uyanıklık zamanlarından nasıl keyif aldığını da anlatıyor. Örneğin, ayılar öğleden sonra erken saatlerde üretkenlikte düşüş yaşarken, kurtlar ise geceleri daha iyi hissediyor.

İnsanlar temel kronotiplerini değiştiremez fakat, davranışlarını değiştirebilirler. İşte 4 kronotip ve açıklamaları... Siz hangisisiniz? Avustralyalı uyku uzmanı, "kronotip" türünüzü bilmenin iş yerinde üretkenliğinizi artırmaya nasıl yardımcı olabileceğini açıklıyor. Olivia Arezzolo, kronotipleri "uyku profilleri" olarak tanımıyor, yani bu biyolojik olarak erken kalkmaya ve daha sonra yorgun olmaya mı, yoksa geç kalkmaya ve daha sonra yorulmaya mı programlı olduğunuzu anlamanın bir yolu. 30 yaşındaki Arezzolo Dailymail'de yer alan haberde "Bu yaklaşım bireysel sirkadiyen ritminizi veya uyku-uyanma döngünüzün nasıl programlandığını ana hatlarıyla açıklıyor" diyor.

Kronotipler, insanların uyku ve uyanıklık döngülerini tanımlar. Dört temel kronotip vardır: ayılar, kurtlar, aslanlar ve yunuslar.

Ayılar; Ayılar, insanların en yaygın kronotip tipidir. Sabahları erken kalkarlar ve akşamları erken yatarlar. En üretken oldukları saatler sabah 8 ile öğleden sonra 1 arasıdır.

Kurtlar; Kurtlar, geceleri daha aktif olan kronotip tipidir. Sabahları geç kalkarlar ve akşamları geç yatarlar. En üretken oldukları saatler öğleden sonra 1 ile akşam 6 arasıdır.

Aslanlar; Aslanlar, sabahları en üretken olan kronotip tipidir. Sabahları erken kalkarlar ve akşamları geç yatarlar. En üretken oldukları saatler sabah 6 ile öğleden önce 11 arasıdır.

Yunuslar; Yunuslar, en değişken kronotip tipidir. Uyku ve uyanıklık döngüleri diğer kronotiplere göre daha düzensizdir. En üretken oldukları saatler gün içinde değişebilir.

Kronotipinizi nasıl öğrenirsiniz?

Kronotipinizi, uyku ve uyanıklık alışkanlıklarınızı gözlemleyerek öğrenebilirsiniz. Sabahları ne zaman en iyi uyanırsınız? Akşamları ne zaman en iyi uyursunuz? En üretken olduğunuz saatler hangileridir?

Kronotipinizi öğrendikten sonra, ona uygun bir yaşam tarzı oluşturabilirsiniz. Örneğin, ayıysanız, sabahları erken kalkmak ve akşamları erken yatmak için kendinize bir düzen oluşturun. Kurtsanız, geceleri daha aktif olabilirsiniz. Aslansanız, sabahları erken kalkıp egzersiz yapabilirsiniz. Yunussanız, uyku ve uyanıklık döngünüzü düzene sokmak için bazı değişiklikler yapabilirsiniz.

Kronotipinizi bilmek, daha verimli ve üretken olmanıza yardımcı olabilir. Ayrıca, uyku düzeninizi ve ruh halinizi iyileştirmenize de yardımcı olabilir.

Kronotipinizi belirlemek için yapabilecekleriniz

  • Uyku ve uyanıklık alışkanlıklarınızı gözlemleyin. Sabahları ne zaman en iyi uyanırsınız? Akşamları ne zaman en iyi uyursunuz? En üretken olduğunuz saatler hangileridir?
  • Kronotip testi yapın. İnternette veya kitapçılarda bulunan birçok kronotip testi mevcuttur.
  • Bir uyku uzmanına danışın. Bir uyku uzmanı, kronotipinizi belirlemenize ve ona uygun bir yaşam tarzı oluşturmanıza yardımcı olabilir.

Kronotipinizi bilmenin faydaları

  • Daha verimli ve üretken olun.
  • Daha iyi uyku düzenine kavuşun.
  • Ruh halinizi iyileştirin.
  • Stresi azaltın.
  • Hastalık riskinizi azaltın.

Kronotipinizi değiştirebilir misiniz?

Kronotipinizi değiştirmek zordur, ancak imkansız değildir. Kronotipinizi değiştirmek için yapabileceğiniz bazı şeyler şunlardır:

  • Düzenli uyku saatleri belirleyin ve uyku düzeninizi bozmayın.
  • Öğle (kaylüle) uykusunu saat 14.00'den sonraya bırakmayın,
  • yatak odasında kirli çamaşırlar yadsa yeni yıkanmış çamaşırları bulundurmayın, 
  • Karanlıkta uyku çok önemlidir,
  • Uykudan önce magnezyum içerikli takviyeler alın (koyu yapraklı yeşillikler, kabak çekirdeği, susam, tahin, kakao),
  • Lavanta yağından buhurdanlık ile uyku ortamını geliştirin (melisa ve kedi otu da dahil edebilirsiniz),
  • Uyku göz yastığı kullanabilirsiniz,
  • Tıbbi papatya çayı yada lavanta çayı yada pasiflora çayı tüketebilirsiniz,
  • Kakao, badem, fındık, ceviz yiyebilirsiniz.
  • muz, vişne, elma, kuru baklagiller, fermente besinler alınabilir.
  • Yatak odasını karanlık, sessiz ve serin tutun.
  • Yatmadan önce meyve, kafein ve alkolden kaçının.
  • Yatmadan önce egzersiz yapın, ancak çok ağır egzersizlerden kaçının.
  • Uyku apnesi veya diğer uyku bozukluklarınız varsa tedavi ettirin.

Kronotipinizi bilmek, daha iyi bir yaşam sürmenize yardımcı olabilir. Kronotipinizi belirlemek ve ona uygun bir yaşam tarzı oluşturmak için zaman ayırın.

İnfo kaynak: https://www.gzt.com/infografik/jurnalist/biyolojik-uyku-tipleri-15162



Aromaterapi Festivali Bitti.

 Aromaterapi Festivali, Türkiye ve dünyanın tek Aromaterapi Festivali olarak kabul edilen etkinlik, 4'üncü kez düzenlendi. Festival, "Tarladan Hasada, Lezzet, Şifa, Sanat" temasıyla 6 Temmuz'da başladı ve 9 Temmuz'da sona erdi. Balıkesir Çiftçi Eğitim Merkezi (BAÇEM)'nde gerçekleştirilen festival, eğitim seminerlerinden hasada, atölye çalışmalarından söyleşi ve konserlere kadar birbirinden farklı 111 etkinliğe ev sahipliği yaptı.

Festivalin açılışı, 6 Temmuz Perşembe günü yapıldı ve festival 9 Temmuz saat 22.00'de son buldu. Seminerler ve atölye çalışmaları Balıkesir Çiftçi Eğitim Merkezi (BAÇEM)'de gerçekleştirilirken, Ören'de 150 standın kurulduğu alanda söyleşiler, atölye çalışmaları ve konserler düzenlendi.

Aromaterapi Festivali, BAÇEM'de Dr. Ender Saraç eşliğinde lavanta, ekinezya ve hatmi çiçeği hasadıyla başladı. Ardından Nurşen Ertuş'un "Doğadan Gelen Güzellik Defilesi" gerçekleştirildi ve festival alanında yapılacak kortej yürüyüşüyle Ören'de devam etti. Festival kapsamında birbirinden farklı 111 etkinlik gerçekleştirildi.

Besler Şifa Atölyesi olarak 4. Aromaterapi Festivali'nde yer alan standımızda, birçok kıymetli hocamızı, dostumuzu ve basın mensuplarını ağırlama fırsatı bulduk. Standımızda özgün aromaterapi ürünlerimizi sergiledik ve ziyaretçilerle paylaştık. Ancak standımız sadece ürünlerimizi tanıtmakla kalmadı, aynı zamanda Sakinşehir Güdül Şifa Yolu Projesini de duyurmak ve GEF SGP (Global Environment Facility Small Grants Programme) desteği konusunda açıklamalarda bulunmak için bir platform sağladı.

Sakinşehir Güdül Şifa Yolu Projesi, doğal şifa kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir kullanımının teşvik edilmesini amaçlayan önemli bir girişimdir. Bu proje, bölgedeki tıbbi ve aromatik bitki çeşitliliğini korumayı, yerel toplulukların ekonomik kalkınmasına katkıda bulunmayı ve ekosistem sağlığını desteklemeyi hedeflemektedir. Standımızda, proje hakkında detaylı bilgi sunarak, ziyaretçilerin bu önemli inisiyatifi tanımalarını sağladık.

Ayrıca, GEF SGP desteği konusunda da açıklamalarda bulunduk. GEF SGP, çevresel sürdürülebilirlik projelerine finansal ve teknik destek sağlayan bir programdır. Bu destekle, Sakinşehir Güdül Şifa Yolu Projesinin yürütülmesi ve sürdürülebilirliği için önemli kaynaklar elde edilebilir. Standımızda, GEF SGP'nin projeye nasıl destek sağlayabileceği konusunda bilgiler vererek, ilgili paydaşlarla tanışma ve işbirliği imkanları araştırdık.

Festival boyunca, Besler Şifa Atölyesi standımızda yapılan çalışmalarla birlikte, ziyaretçilere aromaterapi konusunda bilgilendirici seminerler ve atölye çalışmaları düzenledik. Bu etkinliklerde, aromaterapinin şifalı dünyasını daha yakından tanıma fırsatı buldular ve doğal şifa kaynaklarının kullanımı konusunda bilinçlendirildiler.

Besler Şifa Atölyesi olarak festivalde yer almamızın temel amacı, insanlara doğal şifa yöntemlerini tanıtmak ve onları doğal kaynakları koruma ve sürdürülebilir kullanım konusunda bilinçlendirmekti. Bu amaç doğrultusunda gerçekleştirdiğimiz çalışmalar ve yapılan tanışmalar, proje ve işbirliği olanakları hakkında bilgilendirmeler, festival ziyaretçileri arasında büyük ilgi uyandırdı ve olumlu geri dönüşler aldık.

Besler Şifa Atölyesi olarak, festivaldeki standımızda sunduğumuz bilgiler, etkinlikler ve tanışmalar aracılığıyla aromaterapi ve doğal şifa konularında farkındalık oluşturmaya çalıştık. Aynı zamanda, Sakinşehir Güdül Şifa Yolu Projesi ve GEF SGP desteği ile ilgili bilgilendirmelerle, doğal kaynakların korunması ve sürdürülebilir kullanımına yönelik adımların atılmasına katkıda bulunmayı hedefledik. Festival boyunca elde ettiğimiz deneyimler, yeni fırsatlar ve işbirlikleri doğrultusunda bu önemli konularda daha da ilerlemeyi planlıyoruz.

Balıkesir büyükşehir Belediyesi desteği ve Balıkesir Çiftçi Eğitim Merkezi (BAÇEM) ev sahipliğinde seneye 5. si yapılacak festivali muhakkak ziyaret etmenizi öneriyoruz.


























Organik tarıma rağbet ve destek artıyor.

Avrupa Komisyonu, AB'deki organik tarım sektörünün son 10 yıldaki performansını AB'de Organik Tarım raporu aracılığıyla paylaşmıştır. Bu rapor, sektörün sürdürülebilirliği, üretim, satışlar, ticaret ve kamu destekleri gibi birçok alana ilişkin veriler sunmakta olup, aynı zamanda AB'nin organik sektöründe araştırma ve yeniliği teşvik eden girişimlerini tanıtmakta ve Yeşil Mutabakat hedeflerine ulaşmak için bir yol haritası çizmektedir.

Rapora göre, AB tarım arazilerinde organik tarımın payı 2012-2020 yılları arasında %50'nin üzerinde bir artış göstermiştir. Organik ürünlerin satışı ise 2015-2020 yılları arasında iki katına çıkmıştır.

Fransa, İspanya, İtalya ve Almanya, Avrupa'da organik tarımın en büyük temsilcileri konumundadır. Organik tarım yapılan alanlar genellikle kalıcı otlaklar (%42), yemler (%17), tahıllar (%16) ve meyve, zeytin ve üzüm gibi ürünler (%11) şeklinde dağılmıştır.

Organik çiftliklerin verimlilik düzeyi daha düşük olsa da AB'nin Ortak Tarım Politikası (Common Agricultural Policy-CAP) çerçevesinde sağlanan desteklerin etkisiyle işçi başına düşen gelir, organik olmayan çiftliklerle benzer seviyelerde hatta bazen daha yüksek olabilmektedir. 2020 yılında organik tarım yapılan AB arazilerinin %61,6'sı, hektar başına ortalama 144 euro değerinde CAP desteği almıştır. 2023'ten itibaren yürürlüğe giren yeni CAP kapsamında organik tarım için destek payı daha da artırılmıştır. 

Bu rapor, AB'deki organik tarım sektörünün son 10 yıldaki büyümesini ve gelişimini göstererek, organik tarımın Avrupa'daki önemini vurgulamaktadır. Artan talep ve kamu destekleriyle birlikte organik tarımın payı artmış, satışlar büyük bir ivme kazanmış ve çiftlik sahiplerinin gelirleri artmıştır. Bununla birlikte, organik tarımın sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak için önemli bir rol oynadığı da belirtilmektedir. AB'nin yeni Ortak Tarım Politikası (Common Agricultural Policy-CAP) ile organik tarıma daha fazla destek sağlaması, sektörün geleceği için olumlu bir adımdır. Bu rapor, organik tarımın potansiyelini ortaya koyarak, AB'nin sürdürülebilir tarım alanında lider bir rol oynamaya devam edeceğini göstermektedir.

Sakinşehir Güdül Şifa Yolu Projesini yürüten Besler Şifa Atölyesi ekoturizm odaklı yerel gıda ağlarını destekliyor.
Besler Şifa Atölyesi'ni (www.instagram.com/beslersifaatolyesi) takip etmeye devam edin.



© beslersifa.com | Her hakkı sağlıklıdır.
Coded by @suleymancetinx | ile yapılmıştır.