Ad

şifa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şifa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Adet Öncesi Sendrom: Kadın Olmanın Kaçınılabilir Bir Yan Etkisi

PMS, yani adet öncesi sendrom, kadınlıkla birlikte kaçınılmaz bir durum değildir. Her ay duygu durum değişiklikleri, göğüs hassasiyeti, migren, şişkinlik ve hatta şiddetli ağrılar yaşamak zorunda olduğunuzu düşünmeyin. Elbette, bu semptomlara kısmen iyi gelen bazı ilaçlar bulunuyor; ancak yan etkileri ciddi olabiliyor ve birçok kadın, özellikle doğum kontrol haplarının potansiyel zararlarını tecrübe ediyor.

Doğal Çözümlerle Hormonal Dengenizi Yeniden Keşfedin

Bunun iyi bir haberi var: Hormonlarınızı ilaçlara başvurmadan dengeleyebilmek mümkün. Bu yazıda, beslenme ve fonksiyonel tıp yaklaşımının gücüyle adet döngünüzü nasıl düzenleyebileceğinizi, PMS semptomlarınızın kök nedenlerini ortadan kaldırarak nasıl rahatlayabileceğinizi keşfedeceğiz.

PMS Semptomlarının Altındaki Nedenler

PMS’nin ortaya çıkmasında birçok faktör rol oynuyor. İşte başlıca etkenler:

  • Beslenme Alışkanlıkları: Şeker, kafein ve alkol tüketiminin fazlalığı, hormonal dengenizi bozabilir. Ayrıca, işlenmiş gıdalar ve hormon içeren et-süt ürünleri, bedeninizde istenmeyen etkiler yaratabilir.
  • Stres ve Hareketsizlik: Sürekli stres ve yetersiz fiziksel aktivite, hormon üretiminde düzensizliklere yol açar.
  • Çevresel Toksinler: Hava, su ve gıdalardaki toksinler, vücudunuzun doğal dengesini etkileyebilir.
  • Bağırsak Mikrobiyomu: Bağırsak floranızın sağlıksız olması, hormon metabolizmanızı bozar ve PMS semptomlarını şiddetlendirebilir.

Bu faktörlerin birleşimi, özellikle östrojenin progesterona göre baskın hale gelmesine (östrojen baskınlığı) ve buna bağlı olarak PMS semptomlarının ortaya çıkmasına zemin hazırlar.

Doğal ve Organik Bir Beslenme Yaklaşımı

Hormon dengesizliğinin temelinde kötü beslenme alışkanlıkları yatar. Diyetinizi temizleyerek pek çok hormonal sorunu geride bırakabilirsiniz. İşte öneriler:

  • Organik ve Rejeneratif Ürünler: Geleneksel et ve süt ürünlerindeki hormonlara maruz kalmamak için organik, doğal yetiştirilmiş ürünleri tercih edin.
  • Şeker ve Rafine Karbonhidratlardan Uzak Durun: Unlu mamuller, pirinç ve patates gibi gıdaları diyetten çıkarmayı deneyin; böylece kan şekerinizde ani yükselişleri önleyebilir, hormonal dengenizi destekleyebilirsiniz.
  • Kafein Tüketimini Azaltın: Kafein, hormon üretimini olumsuz etkileyebileceğinden sınırlı tüketilmesi faydalıdır.
  • Kaliteli Yağlar ve Protein: Vücudunuzun hormon üretebilmesi için kaliteli yağlara ve proteinlere ihtiyacı vardır. Organik kırmızı veya beyaz et, yumurta gibi protein kaynaklarını her öğünde 100-150 gram tüketmeye özen gösterin. Ayrıca, kabuklu yemişler, keten tohumu, kabak çekirdeği, susam ve ay çekirdeği gibi besinler hem sağlıklı yağlar hem de gerekli mikro besinler (demir, magnezyum, çinko, B vitamini kompleksi) içerir.

Bedeninizi Doğal Bir Biyokimyasal Makine Olarak Düşünün

Vücudumuz, her gün karmaşık kimyasal reaksiyonlarla çalışan büyük bir makine gibidir. Bu makinenin düzgün çalışabilmesi için doğru "ham maddelere" ihtiyacı vardır. Maalesef, modern diyetler genellikle bu besinlerden yoksun kalabiliyor. Doğal, zengin ve dengeli bir beslenme planı oluşturarak, vücudunuzun ihtiyacı olan vitamin, mineral ve diğer mikro besin öğelerini sağlamanız, hormonal dengeyi yeniden kazanmanın anahtarıdır.

Özetle, Nasıl Bir Değişim Yaratabilirsiniz?

  1. Beslenme Düzeninizi Gözden Geçirin: Organik, doğal ve temiz gıdaları tercih edin. Şeker, kafein ve işlenmiş gıdaları azaltarak, hormonlarınızın dengelenmesine yardımcı olun.
  2. Doğru Yağ ve Protein Alımına Özen Gösterin: Vücudunuzun yapı taşlarını oluşturmak için her öğünde yeterli miktarda kaliteli protein ve sağlıklı yağ tüketin.
  3. Fiziksel Aktivite ve Stres Yönetimi: Düzenli egzersiz yapın ve stres yönetimi tekniklerini uygulayarak, bedeninizin genel dengesini koruyun.
  4. Bağırsak Sağlığınızı Destekleyin: Probiyotik ve lif açısından zengin gıdalar tüketerek, bağırsak mikrobiyomunuzu iyileştirin.
  5. Doğal Takviyeler: Gerekirse, folat, B2, B6, B12, C, E vitamini, magnezyum, çinko ve selenyum gibi mikro besin takviyeleri ile destek sağlayın.

Unutmayın, PMS yaşamak zorunda olduğunuz bir kader değil. Doğru yaklaşımla adet döngünüzü doğal yollarla düzenleyebilir, her ay kendinizi daha iyi ve dengeli hissedebilirsiniz. Kendinize yatırım yapın, vücudunuzun doğal dengesine saygı gösterin ve gereksiz ilaçlardan kaçının. Doğal çözümlerle hem bedeninizi hem de ruhunuzu güçlendirin!

Her adımda sağlığınızı ön planda tutarak, hormonlarınızın kontrolünü elinize alabilirsiniz. Siz de bu yaklaşımı deneyin ve PMS semptomlarından uzak, enerjik bir hayatın kapılarını aralayın.

..........................................................

BESLER ŞİFA- "Doğallığın tam adresi"

Bitkisel kozmetik, aromaterapi ve kişisel bakım ürünleri, şifalı krem ve aromatik yağlar için bizi takip edebilirsiniz. Tüm ürünlerimiz doğal, bitkisel, helal ve Sağlık Bakanlığı (ÜTS) onaylıdır.

İnstagram Vitrin www.instagram.com/beslersifa

Hepsiburada Mağazası https://www.hepsiburada.com/magaza/besler-sifa

Trendyol Mağazası: https://www.trendyol.com/magaza/besler-sifa-m-872629?sst=0

aZall.com Mağazası: https://www.azall.com/besler-sifa/

Ürün, hizmet ve projelerimizle Ankara Sincan'daki atölyemize bekleriz.



Yörüklerde Geleneksel Tedavi Yöntemleri: Doğadan Gelen Şifa

Yörük kültürü, doğayla iç içe yaşamın getirdiği bilgeliği ve doğal tedavi yöntemlerini içeren zengin bir mirasa sahiptir. Sağlık kuruluşlarından uzak yaşam süren Yörükler, karşılaştıkları hastalıklara karşı doğanın sunduğu kaynaklarla ve kendilerine özgü yöntemlerle çözümler geliştirmiştir. İşte Yörüklerin geleneksel tedavi yöntemlerinden bazıları:

1. Verem (Iskıtça) Tedavisi

Yörükler verem hastalığını “ıskıtça” olarak adlandırır ve bu hastalığın tedavisinde yakma yöntemini uygularlar. Tedavi, yalnızca bu konuda uzmanlaşmış ehil kişiler tarafından yapılır.

  • Tedavi Süreci:

1.     Hastanın saçları dibinden kesilir ve kafatasında yakılacak nokta belirlenir.

2.     Belirlenen noktaya süzülmüş bal sürülür.

3.     Ateşte ısıtılan bir çivinin yuvarlak kısmı, işaretli bölgeye bastırılır. Çıt sesi duyulana kadar işlem devam eder.

4.     Yanığın üzerine “yanık otu” adı verilen özel bir ot sarılır ve bal ile pansuman yapılır.

5.     Her gün yara kontrol edilerek işlem tekrarlanır.

6.     5-10 gün içinde hasta iyileşir.

Bu yöntemle tedavi edilen hastalardan biri olan Ayşe Koyak’ın 85 yaşında sağlıklı bir yaşam sürdüğü belirtilmiştir.

2. Şarbon (Dalak Hastalığı) Tedavisi;

Şarbon, hayvanlardan bulaşan ve Yörüklerin sıkça karşılaştığı bir hastalıktır. Yörükler bu hastalığı “dalak hastalığı” olarak adlandırır ve yine yakma yöntemiyle tedavi ederler.

  • Tedavi Süreci:

1.     Hastalığın deri üzerindeki belirtileri (genellikle daire şeklinde) belirlenir.

2.     Belirtili bölgeye süzme bal sürülür.

3.     Isıtılmış çivi, çıt sesi gelene kadar bastırılır.

4.     İşlem sonrası yanık üzerine kaymak sürülerek pansuman yapılır.

5.     Hasta, birkaç gün içinde iştahını geri kazanır ve iyileşir.

3. Kulak Ağrısı Tedavisi

Kulak ağrısı için Yörükler, emziren bir kadının sütünü kullanır.

  • Tedavi Süreci:

1.     Emziren kadının memesinden birkaç damla süt, hastanın kulağına damlatılır.

2.     Bu işlem 3 gün boyunca tekrarlanır.

3.     Süre sonunda kulak ağrısı geçer.

4. Çene Yarası (Firengi) Tedavisi

Yörükler, çocuklarda sıkça görülen çene yarasına “firengi” derler. Tedavide, Orta Asya’dan getirilen kav, çelik ve çakmak taşı gibi aletler kullanılır.

5. Egzama (Temre) Tedavisi

Egzama, bulaşıcı ve kaşıntılı bir cilt hastalığıdır. Bu hastalığın tedavisinde “ocak” adı verilen belirli aileler uzmanlaşmıştır.

  • Tedavi Süreci:

1.     Ehil kişi, yaranın etrafına iğne ile hafifçe kan çıkacak şekilde daire çizer.

2.     Bir baş kuru soğan ortadan kesilir, tuzlanır ve yara üzerinde dolaştırılır.

3.     İşlem, bir hafta ara ile üç kez tekrarlanır.

4.     Tedavi sonunda yara iyileşir.

6. Böbrek Ağrısı Tedavisi

Böbrek ağrıları için Yörükler, doğadan topladıkları bitkilerle hazırladıkları özel karışımları kullanır.

  • Tedavi Süreci:

1.     Mantuvar çiçeği ve altın otu kaynatılır.

2.     Hazırlanan karışım, bir hafta boyunca aç karnına içilir.

3.     Tedavi sonunda ağrılar geçer.

7. Mide Ağrısı Tedavisi

Mide ağrıları için Yörükler, çeşitli otlardan oluşan karışımları hem içerek hem de harici olarak kullanır.

  • Tedavi Süreci:

1.     Ayvadene otu, kargın otu, bodur mahmut otu ve ardıç gileni kaynatılarak bir hamur hazırlanır.

2.     Bu hamur, hastanın midesine sarılır.

3.     Yavşan otu ve oğlan otunun kaynatılmasıyla elde edilen su, aç karna içilir.

 

8. Göbek Düşmesi Tedavisi

Ağır yük taşıyan kişilerde görülen bir rahatsızlık olan göbek düşmesi, karın bölgesindeki rahatsızlıklarıyla kendini belli eder. Hasta, karnında bir güpültü ve çarpıntı hisseder. Tedavisi ise şu şekilde uygulanır:

  • Hasta, sırtüstü yatırılır ve ehil bir kişi tarafından karın bölgesi elle ovularak göbek yerine getirilir.
  • Daha sonra, göbeğin kaydığı yere bir kalıp sabun konur ve sıkı bir bezle sarılır.
  • Bu sargı, 3 gün boyunca yerinden çıkarılmaz ve tedavi bu şekilde tamamlanmış olur.

9. Kurt Çıkarma Tedavisi

Yaz aylarında görülen bu rahatsızlık, "kurt atan sinekler" nedeniyle oluşur. Bu sinekler, kişinin dudağına yumurtalarını bırakır ve yumurtalar boğazda kurtçuklara dönüşür. Boğazda yanma, şiddetli öksürük ve rahatsızlığa neden olan bu durumun tedavisi şu şekildedir:

  • Bir teneke parçası ateşte iyice ısıtılır ve üzerine "kurt otu" tohumu dökülür.
  • Tohumlardan çıkan dumanı soluması için hasta tenekenin üzerine eğilir.
  • Hasta battaniye ile örtülür ve dumanı solumaya devam ederken bir kişi ensesinden öne doğru vurur.
  • Bu duman, kurtçukları rahatsız eder ve hastanın ağzından yere dökülmelerini sağlar. Bu yöntemle hasta rahatlar.

10. Bademcik Tedavisi

Yörüklerde "dilcik" olarak bilinen bademcik hastalığı, nefes alışı ve konuşmayı zorlaştırır. Hırıltılı seslerle kendini belli eden bu rahatsızlığın tedavisinde şu yöntem uygulanır:

  • Bir erkek köpeğin testisleri çıkarılıp ikiye bölünür.
  • Yarısı fasulye büyüklüğünde parçalara ayrılır ve hastaya hafif çiğneyip yutması istenir.
  • Diğer yarısı ezilerek yakı haline getirilir ve hastanın çene altına sıkıca sarılır.
  • Bu tedavi ile hasta kısa sürede rahatlar.

11. Deri Çatlağı Tedavisi

Yörüklerin sert koşullarda çarık giymesi veya tarımla uğraşan köylüler için deri çatlakları yaygındır. Bu rahatsızlığın tedavisinde "akma" olarak bilinen çam ve sedir ağaçlarının çıkardığı reçine kullanılır:

  • Reçine, çatlağın üzerine sürülür.
  • Ateşte ısıtılan bir demir çubuk, reçine sürülen yere bastırılır.
  • Bu işlem, birer gün arayla 3 kez tekrarlanır ve deri çatlağı şifa bulur.

Doğanın Şifası ve Yörüklerin Bakış Açısı

Yörüklerin yaşama felsefesi, doğayla iç içe bir şifa anlayışına dayanır. Doğanın sunduğu bitkiler onlar için doktor gibidir.

Mani: Yörüklerde fazla hastalık yoktur,
Yaylaların şifalı bitkisi çoktur.
Doğanın bitkileri onlara doktor,
Tedaviyi kendileri yapar yörükler.

Yörüklerin geleneksel tedavi yöntemleri, modern tıbbın gelişmediği dönemlerde bile insana özünü hatırlatan bir bilgi birikimini gözler önüne seriyor. Bu yöntemler, hem doğayla uyumlu yaşamanın hem de geleneksel bilginin önemini bir kez daha hatırlatıyor.

Sonuç: Doğanın Şifası ve Geleneksel Bilgelik

Yörüklerin tedavi yöntemleri, doğaya olan bağlılıklarını ve pratik zekalarını yansıtan eşsiz bir mirastır. Bu yöntemler, sadece hastalıklara çözüm sunmakla kalmaz, aynı zamanda nesilden nesile aktarılan bir kültürel zenginliktir. Modern tıbbın ilerlemesiyle birlikte bu yöntemler daha az kullanılsa da, Yörüklerin doğadan aldığı ilham ve bilgeliği her zaman saygıyla hatırlanacaktır.

Eğer Yörük kültürünü yakından tanımak isterseniz, onların bu doğal tedavi yöntemlerini öğrenmek, geçmişten gelen bilgeliğin kapısını aralayacaktır.

.........................................

BESLER ŞİFA- "Doğallığın tam adresi"

Bitkisel kozmetik, aromaterapi ve kişisel bakım ürünleri, şifalı krem ve aromatik yağlar için bizi takip edebilirsiniz. Tüm ürünlerimiz doğal, bitkisel, helal ve Sağlık Bakanlığı (ÜTS) onaylıdır.

İnstagram Vitrin www.instagram.com/beslersifa

Hepsiburada Mağazası https://www.hepsiburada.com/magaza/besler-sifa

Trendyol Mağazası: https://www.trendyol.com/magaza/besler-sifa-m-872629?sst=0

aZall.com Mağazası: https://www.azall.com/besler-sifa/

Ürün, hizmet ve projelerimizle Ankara Sincan'daki atölyemize bekleriz.


Udi Hindi’nin Şifalı Gücü: Eski Tıptan Modern Yaşama Doğal Bir Mucize

Udi Hindi, doğal tedavi yöntemlerinde köklü bir geçmişe sahip, zengin şifalı özellikleriyle öne çıkan bir bitkidir. Özellikle Hindistan’da yetişen bu bitkinin sağlık açısından faydaları, geçmişte hem İslam kaynaklarında hem de geleneksel tıp kaynaklarında detaylıca anlatılmıştır. Ünlü hadislerden birinde Udi Hindi’nin yedi türlü şifa kaynağı olduğu belirtilmiş ve özellikle solunum yolu hastalıklarına iyi geldiği vurgulanmıştır. "Şu Udihindi'yi kullanmaya devam ediniz. Çünkü bu 'Hind bitkisi'nde  yedi türlü şifa vardır. Zatu'l-Cenb (akciğer zarında balgamlı, iltihaplı bir hastalık olan plörezi) hastalığının ilacı ondadır. O, uzre denilen boğaz hastalığı için buruna çekilir. Zatu'l-Cenb hastalığı için de, (su ile) hastaya ağızdan verilip içirilir." (Müslim, C:7, H.no:2214).

Bu blog yazımızda, Udi Hindi’nin içerdiği faydalı bileşenleri ve farklı rahatsızlıklara iyi gelen kullanımlarını inceleyeceğiz.

İçeriğinde Neler Var?

Udi Hindi, birçok aktif bileşen içermektedir. Bu bileşenlerin bazıları şunlardır:

  • İnülin: Sindirim sistemini destekler.
  • Rezin: Ağrı kesici özellik gösterir.
  • Cichorin ve Glikozid: Bağışıklık sistemini destekler.
  • Mishil: Kan pıhtılaşmasını önleyici bir etkiye sahiptir.

Udi Hindi’nin Faydaları ve Kullanım Alanları

1. Mide Ülseri: Udi Hindi tozu, zeytinyağı ile karıştırılarak sabahları aç karnına 1 fincan tüketildiğinde mide ülseri için şifa sağlayabilir.

2. Baş Ağrısı: Baş ağrılarına karşı, Udi Hindi tozu bal şerbetiyle karıştırılarak içilebilir. Bu karışım doğal bir ağrı kesici olarak işlev görür.

3. Bademcik İltihabı: Bademcik iltihabında, Udi Hindi unu zeytinyağı ile karıştırılarak buruna çekilebilir. Bu yöntem özellikle boğaz iltihapları için etkili bir çözümdür.

4. Kulak Ağrısı: Kulak ağrısı için, Udi Hindi tozu zeytinyağı ile birlikte su buharında kaynatılıp, kalan yağ damla halinde kulağa damlatılabilir.

5. Nezle ve Soğuk Algınlığı: Nezleye karşı, Udi Hindi tütsüsü yapılabilir. Bu tütsü sinüs yollarını açarak rahatlama sağlar.

6. Böbrek Kumları: Udi Hindi kaynatılarak balla tatlandırılıp içildiğinde böbreklerdeki kumları dökmeye yardımcı olabilir.

7. Sıtma: Udi Hindi unu, soğuk bal şerbetiyle karıştırılarak sıtma gibi ateşli hastalıklara karşı kullanılabilir.

8. Karaciğer ve Mide Ağrıları: Udi Hindi kaynatılıp balla tatlandırılarak içildiğinde, karaciğer ve mide ağrılarının hafiflemesine yardımcı olur.

9. Romatizma ve Eklem Ağrıları: Romatizmal ağrılar için, Udi Hindi tozu zeytinyağı ile kaynatılıp kalan yağ ile masaj yapılabilir.

10. Tıkanıklık Giderici: Solunum yollarını açmak için Udi Hindi kaynatılıp balla tatlandırılarak içilebilir. Özellikle astım ve bronşit hastalarına fayda sağlar.

Udi Hindi ile Doğal Bir Sağlık Ritüeli: Güçlü Bir İçecek Tarifi

Bu bitkiden tam anlamıyla faydalanmak isteyenler için pratik bir tarif:

  • 1 çay kaşığı Udi Hindi tozunu, 1 bardak kaynamış suyla karıştırın.
  • Karışım içilecek duruma gelince, 1 çay kaşığı bal ekleyin.
  • Sabah ve akşam yemeklerden yarım saat önce tüketin.

Bu karışımı düzenli kullanmak, iltihabi hastalıklardan korunmada ve bağışıklık sistemini güçlendirmede yardımcı olur. Bir aylık düzenli kullanım sonrasında kanı sulandırarak dolaşımı iyileştirir, tansiyonu dengeler ve beyin sağlığını destekler.

Diğer Faydaları

  • Kanı sulandırır, damarları temizler ve kan-damar sistemi için şifalıdır.
  • Safra söktürücü özelliği sayesinde sindirim sistemini destekler.
  • Bağışıklık sistemini güçlendirerek alerji semptomlarını hafifletir.
  • Kronik bronşit ve astım hastaları için destekleyici bir bitkidir.

Udi Hindi, geleneksel tıp dünyasında kendine önemli bir yer bulmuş, şifa gücü yüksek bir bitkidir. Siz de doğal bir sağlık destekleyici arıyorsanız, Udi Hindi’nin bu özel faydalarından yararlanmayı düşünebilirsiniz. Ancak herhangi bir bitkisel ürünü düzenli kullanmadan önce mutlaka bir uzmana danışmanız önerilir.

Sağlıkla kalın!

Besler Şifa, Bitkisel Kozmetik ve Doğal Yaşam Ürünlerini;

Şifanız daim olsun. 



Çankırı Gezi Rehberi: Tarih, Kültür ve Doğanın Kalbine Yolculuk

🚂 Turistik Tuz Ekspresi Yolculuğu

Ankara’dan Çankırı’ya günübirlik bir tren macerasına hazır mısınız? Bu seyahat, Çankırı’nın tarihi ve kültürel hazinelerini keşfetmek için mükemmel bir fırsat sunuyor. Doğal güzellikler, mistik yapılar ve yöresel lezzetler bu yolculukta sizi bekliyor.

🗓️ Tur Tarihleri:
• 19 Ekim, 2 Kasım, 16 Kasım
• Ankara kalkış saati: 07:50
• Çankırı’dan dönüş: 18:50
• Bilet fiyatı: 1.290 TL
Detaylı bilgi için @turistiktuzekspresi’ni ziyaret edebilirsiniz.

🌄 Yeraltı Tuz Şehri Ziyareti
Binlerce yıllık geçmişiyle Çankırı’nın eşsiz Tuz Mağarası’nı keşfedin. Yeraltında saklı bu doğal oluşumlar, serin atmosferiyle ziyaretçilerine sağlık açısından faydalı bir deneyim sunuyor.

🗺️ Çankırı’da Keşfedilecek Diğer Duraklar:

  1. Buğdaypazarı Medresesi ve Çivitçioğlu Medresesi: Tarihi eğitim kurumlarını ziyaret ederek Çankırı’nın kültürel mirasını keşfedin.
  2. Taş Mescit: 13. yüzyıldan kalma, Selçuklu mimarisini gözler önüne seren bu yapı, Çankırı’nın en önemli tarihi duraklarından biri.
  3. Çamaşırhane Müzesi: Geleneksel çamaşırhane kültürünü nostaljik bir atmosferde yaşayın.
  4. Çankırı Müzesi: Arkeolojik ve etnografik eserlerle dolu bu müzede, Çankırı’nın zengin tarihine yolculuk yapın.
  5. Nostaljik Gazozcular: Çankırı’nın meşhur yerel gazozlarını deneyin ve farklı tatlarla tanışın.
  6. Yöresel Mutfak Evi ve Kültür Evi: Yöresel lezzetleri tatma ve Çankırı kültürünü daha yakından tanıma fırsatı sunan bu mekanlar, sizi adeta geçmişe götürecek.
  7. Radyo ve İletişim Müzesi: Eski radyo ve iletişim araçlarının sergilendiği bu müze, nostaljik bir yolculuğa çıkmak isteyenler için birebir.
  8. Ulu Camii ve Sultan Süleyman Camii: Osmanlı döneminden kalma bu camiler, tarihi ve manevi dokusuyla büyüleyici bir ziyaret imkanı sunuyor.

🍴 Yöresel Lezzetler:
Çankırı’nın yöresel yemeklerini keşfetmek için Yöresel Mutfak Evi’ni ziyaret edin. Bölgeye özgü lezzetleri deneyimleyerek unutulmaz bir gastronomi turuna çıkın. (Detaylı videolar için Yöresel Yemekler serimize göz atabilirsiniz!)

🚉 Kolay Ulaşım ve Unutulmaz Bir Deneyim:
Ankara’dan hareket eden tren, hafta sonu için mükemmel bir kaçış rotası sunuyor. Tarih, doğa ve kültürü bir araya getiren bu günübirlik maceraya katılmak için hazır olun!

Türkiye’nin gizli kalmış hazinelerini keşfetmek için hemen yola çıkın!



Daha fazlası için kaynak: https://yerler.com.tr/cankiri-gezilecek-yerler/

Kök Hücrelerin Gücü: Gençleşmenin ve Şifa Bulmanın Anahtarı mı?

Günümüzde bilim dünyasında büyük bir yankı uyandıran kök hücre tedavileri, gençleşme ve hastalıkların tedavisinde devrim niteliğinde gelişmelere kapı aralıyor. Ancak burada bahsedilen kök hücreler, geleneksel anlamda bildiğimiz kök hücreler değil; indüklenmiş kök hücreler. Bu hücreler, aslında normal doku hücreleridir fakat yaşları geriye çevrilmiş, yani adeta "gençleştirilmiş" hücrelerdir.

Peki bu tam olarak ne anlama geliyor? Eğer 50 yaşındaysak, vücudumuzdaki hücreler de aşağı yukarı aynı yaşta olur. Ancak bu hücreleri indükleyerek yani bir şekilde “dürterek”, gençlik dönemlerine döndürmek mümkündür. Bu teknoloji, yakın gelecekte gençleşme ve hastalıkların tedavisinde devrim yaratacak yöntemlerden biri olmaya aday.

Tip 1 Diyabet ve İndüklenmiş Kök Hücreler

Son dönemde indüklenmiş kök hücrelerle ilgili belki de en heyecan verici gelişmelerden biri, Tip 1 diyabetli hastalarda yaşanıyor. İnsüline bağımlı olarak yaşayan bu hastaların, indüklenmiş kök hücre tedavisi ile tekrar insülin üretebilen hücrelere sahip olması ve insülin enjeksiyonlarına ihtiyaç duymaması, bilim dünyasında büyük bir umut ışığı olarak kabul ediliyor. Bu, kök hücrelerin gençleştirici ve onarıcı gücünün ne kadar büyük olduğuna dair en somut örneklerden biri.

Yaşlanma ve Hücrelerimizi Gençleştirme

Hepimiz biyolojik olarak farklı hızlarda yaşlanıyoruz. Kimi zaman kronolojik yaşımıza göre daha yaşlı ya da genç olabiliriz. Ancak her durumda yaşlanma sürecimiz yavaş ya da hızlı bir şekilde ilerlemeye devam eder. Yaşlanmayı durdurmak ya da yavaşlatmak adına kök hücre tedavileri büyük bir potansiyele sahip. Fakat geleneksel kök hücreler, bazı sorunlara neden olabiliyor.

İşte bu noktada, Nobel ödüllü bir çalışma devreye giriyor: Yamanaka Faktörleri. Bu dört madde, vücudumuzdaki normal yaşlanmış hücrelerle bir araya geldiğinde, hücrelerin yaşını unutmasına ve adeta sıfır yaşına dönmesine neden oluyor. Yani, bu faktörlerle hücrelerimizi gençleştirmek, onları yeniden canlandırmak mümkün hale geliyor.

Besler Şifa Ekoköy Evi'nde Doğanın Şifasıyla Gençleşmek

Bilimin bu büyük keşifleri, doğadan aldığımız ilhamla birleştiğinde, sağlıklı bir yaşamın kapılarını aralayabiliriz. Besler Şifa Ekoköy Evi’nde, doğanın bize sunduğu iyileştirici güçlerden ilham alarak, bedenlerimizi genç tutmak ve hastalıklarla mücadele etmek mümkün. Doğru beslenme, aralıklı oruç ve bitkisel tedavilerle birlikte, hücrelerimizi doğal yollarla gençleştirmek ve sağlığımızı korumak için gerekli adımları atabiliriz.

Kök hücrelerin gelecekte neler yapabileceğini göreceğimiz günler çok yakın!

Bu yazı Oksijen gazetesinden değiştirilerek ve kısaltarak alınmıştır.

Dr. Ayşegül Çoruhlu;  aysegulcoruhlu@hotmail.com



Havalar soğurken bünyeyi kışa hazırlamak

Mümkünse güneşe çıkın yoksa D vitaminini besinler tüketin. Süt, süt ürünleri, balık, yumurtanın sarısı, mantar, maydanoz gibi içinde D vitamini bulunan besinler yemek vücuda kışa hazırlayan en akıllıca besinlerdir.

Havalar giderek soğurken karın ağrısı kabızlık ve ishal gibi şikayetler artmaya başlar. Bu şikayetlerin sebebi soğuk yiyecek ve içecekler tüketmeye devam etmek olabilir. Bunun yerine sıcacık çorbalar ve üzerine karabiber, sarımsak, pul biber gibi baharatlar ilave edilebilir. Sofrada turşu ve limon ihmal edilmemelidir. Böylece bağışıklık sistemi güçlendirilir.

Vücudu sıcak tutan kremler ve iltihaplanmayı engelleyen sirke ve üst solunum enfeksiyonları'na karşı udihindi yağı muhakkak evde bulundurulmalıdır.

Zararlı maddeleri ve mikroorganizmaları atılması amacıyla böğürtlen, çilek, siyah kuş üzümü ve kakao tüketilebilir. Bunun yanında güçlü bir antibiyotik olan sarımsak faydalı gelir.

Günlük enerji ihtiyacını ve başlık sistemini güçlendirmek için uyandıktan sonra 1 saat içinde kahvaltı yapmak gerekir

Bağışıklık sistemini güçlendirmek için zerdeçal bal tercih edilir. Diğer yandan yoğurt, çorba gibi yiyeceklere katılabilir.

Mutlaka içilmesi gereken ekinezya çayı virüsleri ve bakterileri yok eden bağışıklık sistemini hücrelerinin gücünü arttırır.



Bu yazıyı insan ve hayat dergisinin Eylül 2020 (127) sayıdan derlenerek hazırlanmıştır.

Yağmura Dair

Canlılık için nefes almak kadar elzemdir. Tatlı sular, yer altı kaynakları, ihtiyacımızı karşılasa da devamlılıkları için yaya gereklidir. Bu yağışlar farklı şekilde olur. Yüksek ve soğuk yerlerde kar olarak düşer, yazdığı yeri ipeğimsi bembeyaz bir örtüyle kapatır, sıcak yaz günleri için açık hava su deposu vazifesi görür, Bazen de ani sıcaklık değişimleri ile dolu olarak yağar. Ancak dünyanın hemen hemen büyük çoğunluğunda yağışlar, yağmur olarak düşer. Onun içindir ki yağmur yerine çoğu zaman yağış tabiri kullanılır.

Peki, bu yağışlar nasıl oluşur?

Cenab-ı Hakk’ın dilemesi ile meydana gelen yağmur için bazı maddi sebepler gereklidir. Yeryüzünde yükselen nemli sıcak hava, yükseldikçe soğuyarak bulutları ve yağmur damlalarını oluşturur. Orta büyüklükteki bir bulut, yaklaşık 1 kilometre kare büyüklüğündedir ve 4 milyar metreküp su hacmine sahiptir. İçinde 1 ila 5 milyon kilogram su vardır. Bu kadar ağırlık, havada nasıl kalır diye bir soru akla gelebilir. Bunun sebebi de su damlacıklarının çok küçük olmasıdır. Yağmur taneleri iyice olgunlaşıp, bulutların taşıyamayacağı bir seviyeye gelirse yağmur olarak yere düşer. Allah'ın bir lütfudur ki bu kadar su bir anda değil, bir ahenk içinde yere iner.

Her coğrafyada farklı iklim ve hava olayları meydana geldiği için, yağmurun şekli ve yağdığı zaman farklıdır. Coğrafya biliminde konveksiyonel, cephe, muson gibi genel geçer yağmur tipleri vardır.

Bilhassa ülkemizde farklı iklim tipleri görüldüğü için bu durum, coğrafyayı şekillendirdiği gibi dili de etkilemiş ve ülkemiz insanı, yağışına göre yağmuru isimlendirmeye gitmiştir. Hayati Develi'nin tespitlerine göre yağış şekli, damla büyüklüğü ve diğer bileşenlerle birlikte ülkemizde yaklaşık 180 farklı yağmur isimlendirmesi vardır. Kimisi yalnızca bazı yörelerde kullanılırken bazısı da genele yayılmış ve meşhur olmuştur. Bu yazımızda bir kısmına değinip, neden böyle bir isimlendirme yapıldığından bahsedeceğiz. Ülkemizde yağmurlar daha çok ekim ayı ile bahar ayları sonuna yoğunlaşmıştır. Karadeniz haricinde yaz dönemi çok yağışlı değildir. Şimdi de yağmur çeşitlerine değinelim...

Çilemek

İstanbul'da sıkça rastladığımız bir yağmur tipidir. Yaygın ismi, ahmakıslatandır. Hafif hafif, ince ince bazen de kepek gibi uzun süre yağar. Bu duruma aldanıp tedariksiz çıkan insanlar, sonunda sırılsıklam olurlar. Bir anda ıslatmadığından ve ıslaklık hemen fark edilmediğinden dolayı böyle isimlendirilmiştir birçok yerde. Bazı yerlerde de böyle yağışlar püsen püsen, çisil çisil yağıyor diye de isimlendirilir. Hafif hafif yağıp uzun sürmeyenine de çilemek, çilen atmak denir.

Sulu Yağmur

Yağmur zaten su değil mi, diye akla gelebilir. Aslında bu, damlanın büyüklüğü ile alakalıdır. Bu şekilde yağan yağmurun damlaları büyük ve uzun süreli değildir. Su dolu bir balon patladığı zaman nasıl ki binlerce damlacık ortaya çıkıyorsa bu şekilde düşen yağmur damlası da düştüğü zaman, damlacıklara ayrılmaktadır. Onun için böyle yağmurlara sulu yağmur denmektedir.

Sulu Sepken

Bilhassa kış günlerde karla karışık yağan yağmurlara denmektedir. Sulu kar da denir. Hem kar hem de yağmuru aynı anda görürüz.

Sağanak Yağmur

Şiddetli yağan yağmurlardır. Genellikle, bu şekilde yağan yağmurlara şimşek, gök gürültüsü eşlik eder. Uzun süre devam ederse sel felaketine, su baskınlarına neden olur.

Kırkikindi Yağmurları

Bilhassa Orta Anadolu'da görülen bir yağmurdur. Coğrafyada yükselim ya da konveksiyonel yağış diye bilinen yağışın, yerel isimlendirilmesidir. Çünkü bu yağmurlar, bahar aylarında görülür ve gün içinde ısınan hava öğleden sonra soğumaya başlar ve yağmur yağışları görülür. Uzun günler devam ettiği ve genellikle ikindi saatlerinde görüldüğü için bu şekilde isimlendirilmiştir.

Nisan Yağmurları

Rumi takvimle 14 Nisan-13 Mayıs tarihleri arasında yağan yağmurların genel adıdır. O yılki mahsulün bol ve bereketli olması için gereklidir. Yılanın ağzına girerse zehir, istiridyenin içine girerse inciye dönüştüğü söylenir. Hadis-i şeriflerle de usulüne uygun olarak kullanılması tavsiye edilmiştir.

Karyiyen Yağmur

Karın üstüne yağıp, karı eriten yağmur için kullanılmıştır. Daha çok Sivas Suşehri'nde karşımıza çıkar.

Kadıkaçıran Yağmur

Antalya havalisine mahsus bir yağmur tanımlamasıdır. Aniden bastıran, çok şiddetli yağan ve uzun süren bir yağmurdur. Selbaskınlarına yol açabilir. Hatta bu isimlendirmeye sebep olan şöyle bir hikâye anlatılır:

"Zamanında Antalya'ya bir kadı tayin edilmiş ve eşyasını bir arabaya yükleyip Antalya'ya gelmiş. Yeni evlerine kadar rahat, şen şakrak giderken tam arabadan inecekleri sırada aniden bir yağmur bastırmıştır. Ama öyle böyle bir yağmur değil. Hem yoğun hem de çok şiddetlidir. Kadı, bölgenin yağmurunun özelliğinden habersiz; yağmur dinsin öyle inelim, demiş. Fakat yağmur çok uzun süre devam edince, arabada mahsur kalan kadı; durmam ben bu memlekette demiş ve şehri terk etmiştir. Gerçekten de aniden bastıran bir yağmurdur ki saklanacak bir saçak buluncaya kadar ıslanmadık yer bırakmaz."

Güneşli Yağmur

Bahar ve yaz günlerinde karşımıza çıkan bir yağmurdur. Bir tarafta güneş varken bir tarafta da yağmur yağar. Böyle durumlarda birden fazla gökkuşağı bile oluşur.

Yaz Yağmuru

Yaz aylarında, sıcak havalarda görülen ve mahalli olan bir yağmurdur. Hatta köyün bir tarafına yağarken, diğer tarafına yağmaz. Kısa sürelidir. Hatta eskiler, devenin bir tarafını ıslatır, diğer tarafını ıslatmaz, derler. Ama bu yağış, öğle saatlerinde başlarsa, birkaç gün öğle saatlerinde arka arkaya devam eder. Hatta şöyle bir deyim vardır. Öğleye tadan yağmur ile obaya tadan merkebin hakkından gelinmez.

Velhasıl yağmur berekettir. Bereketini dile de vermiş, kitap yazacak kadar bir birikim ortaya çıkmasına vesile olmuştur.

Ne diyelim, Hazreti Allah, bu bereketten mahrum etmesin.

Bu yazı İnsan ve Hayat Dergisinde yayımlanmıştır.



Amasyalı Hekim Sabuncuoğlu Şerafeddin (1386-1470)

Fatih Sultan Mehmed Han'ın ünlü hekim ve cerrahıdır. Amasya'da 14 yıl Darüşşifa ve Bimarhane'de daha sonra yıllarca İstanbul'da çalışmıştır. 

- Akrabadin,

- Kitabül Cerrakihiyyeti Haniyye (Cerrahname),

- Mücerrebname diye oldukça ayrıntılı tıp eserleri vardır.


Sabuncuoğlu; notları, araştırmaları, yetiştirdiği talebeleri ve hizmet ettiği binlerce kişi bırakarak 84 yaşında vefat etmiştir.

Allah razı olsun.

Mücerreb-Name (1468)

Amasya'da 1468 yılında yazılmıştır. Kentteki hekim çevresinin arzusu üzerine Sabuncuoğlu tarafından 85 yaşında kaleme alınmıştır.

Eserde hayvanlar üzerinde veya bizzat kendinde denediği ilaçların hazırlanışı ve kullanılışı açıklanmaktadır. Çeşitli kütüphanelerde kopyaları vardır. Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumunca tıpkı basım ve çeviri yazılı açıklamalı olarak 2000 yılında bastırılmıştır. Eser 17 bölüm içerir.

1.Tiryaklar, 

2.Macunlar, 

3.Diareikler, 

4.Yakılar, 

5.Astrenjen İlaçlar, 

6.Fitil ve Ovuller, 

7.Şurup ve Gargaralar, 

8.Göz İlaçları, 

9. Tablet ve Pastiller, 

10. Cerahat Giderici İlaçlar,

11.Merhemler, 

12.Lavmanlar, 

13.Kusturucular, 

14.Burun Kanamasını Dindiren İlaçlar, 

15.Diğer Tabletler, 

16.Ağız-Boğaz -Diş, Dudak İlaçları, 

17 Enfiye ve Kutular

Okunabilecek yazı: Mücerrebname hakkında İnsan ve Hayat Dergisinden bir yazı...

Cerrahiyyetü'l-Haniyye (1465)

Amasya'da 1465 yılında yazılan Fatih Sultan Mehmed'e armağan edilen Sabuncuoğlu'nun bu eserinin cerrahi tarihinde önemli bir yeri vardır. Eserin, ikisi yazarın kendi kaleminden çıkmış üç kopyası vardır.

1. Paris Bibliotheque National Suppl. Turc No. 693 Nüshası. (Fatih Sultan Mehmed'e sunulmuştur. Müellif nüshasıdır.)

2. Fatih Millet Kütüphanesi Ali Emiri No.79 nüshası (Müellif hattıyladır.)

3. Istanbul Universitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı Kütüphanesi No:35 Nüshası (Geç Döneme aittir, eksiktir.

Eser 10. Yüzyıl Islam Cerrahi Ebu'l-Kasım Zehravi'nin (ölm.1013) Tasrif eserinin 30. Cildinin tasnifini aynen almış ve yararlanmıştır. Cerrahiyyetü'l-Haniyye alet ve çizimleri cerrahi müdahale resimleri içerir. Üç kitaptan oluşur.

Bu kitaptaki bölümler:

L.Kitap 57 bölümdür. 54 tedavi resmi, 11 alet ve dağlama tedavi çizimi vardır.

II. Kitap 98 bölümdür 58 tedavi resmi 141 alet ve kesi ve çıkarma resmi vardır. III Kitap 36 bölümdür 24 tedavi resmi ve 11 alet resmi vardır.

Erin tipki asim ve viri yazı transkripsiyon) basımı Türk Tarih Kurumu'nca 1993 yılında yapılmıştır.














Dünyamızı Değiştiren Hastalıklar

 Atölyemizde geçici olarak temin edilen *Dünyamızı değiştiren 12 hastalık* kitabındaki hastalıkları takdim ediyoruz. Kitap her hastalığın sürecini, mücadeleyi ve sonrasını anlatıyor.

1- Miras hastalık Hemofili,

2- İrlanda patates mantarı,

3- Kolera,

4- Kenekli canavar Çiçek,

5- Hıyarcık vebası,

6- Büyük çiçek hastalığı,

7- Frengi,

8- İnsanlığın belası verem,

9- Sıtma,

10- Sarı humma,

11- Grip,

12- 20. Yüzyılın vebası AIDS.


*Sakinşehir Güdül Şifa Yolu Projesi* hazırlıkları devam ediyor. Projede eğitimler ve arazi programları olacaktır.



#ŞifaYolu #SGPTurkiye

#BeslerŞifaAtölyesi

#YeşilOrmanOkulu

#TıbbiveAromatikBitkiler #aromaterapi #Fitoterapi

ŞİFALI İÇECEKLER

Hiç yorum yok 0

Su ve süt başlıca içecek olup diğerleri hakkında kısa bilgiler vereceğiz. Hayatımızda 10 içecek oldukça önemli olduğunu söyleyebiliriz. Bu yazımızda ayran, çay, boza, salep, şerbetler, şıra, Türk kahvesi, şalgam ve turşu suyu hakkında bir makaleyi sizinle paylaşacağız.

AYRAN

Türk kültüründe süt ve ürünleri daima önemli besin kaynaklarından olmuştur. Yüksek protein, kalsiyum ve fosfor içermektedir. Yoğurt gibi fermente bir üründen elde edilmesi ise probiyotik bakteri içeriğine sahip olduğunun göstergesidir M.S. 552- 745 yılları arasında hüküm süren Göktürklerin, ekşiyen yoğurdun ekşiliğini azaltmak için üzerine su eklemelerinin, dünyanın ‘tesadüfen’ ayran ile tanışmasına yol açtığı düşünülmektedir. Ayran sözcüğü ise tarihte ilk defa Divan-i Lugat-it Türk eserinde ‘sütten elde edilen içecek’ olarak kullanılmıştır. Türk Gıda Kodeksi Fermente Sütler Tebliği’nde ise, yoğurda su katılarak veya kuru maddesi ayarlanan süte yoğurt kültürü ilave edilerek, içilebilir kıvamda hazırlanan fermente ürün olarak nitelenmektedir.

ÇAY

Çay bitkisinin (Camellia sinensis) yaprak ve filizlerinin soldurma, kıvırma, oksidasyon ve kurutma işleminden geçirildikten sonra sıcak suyla elde edilen demi çay olarak tüketilmektedir. Çay ile şeker, limon, karanfil, nane gibi eklemeler yapılabilir.

BOZA

Tatlı (Arnavut) Bozası ve Ekşi (Tatar) Bozası olarak 2 çeşidi vardır. Meşhur İstanbul- Vefa Bozacısı, Ankara- Akman Bozaları, Eskişehir- Karakedi Bozacısı örnek verilebilir. Kendine has üretilen boza genelde ılık şekilde üzerine leblebi ve tarçın eklenerek tüketilir.

SALEP

Salep, içecek olarak tüketiminin yanında dondurma ve muhallebilerde katkı maddesi olarak da kullanılmaktadır. Salep içeceğinin hazırlanışı şu şekildedir; saf toz salep toz şekerle karıştırılır, daha sonra soğuk sütün içerisine yavaşça ilave edilir, bir yandan da karıştırılır. Sürekli karıştırılarak pişirilmesi gereken salep, üzerinde köpük oluşmaya ve kendine has yoğun bir kıvam almaya başlayınca ocaktan alınır. Sıcak olarak içilen salep, üzerine toz tarçın serpilerek servis edilir.

ŞERBETLER

Yüzyıllardan beri, yemeklerin yanında, hastalıklarda ve ferahlamak için tüketilen şerbetler; günümüzde meyve suları ile asitli ve şekerli içeceklerin yerini alabilecek; en az bir meyvenin temelini oluşturduğu, bol baharatlı ve lezzetli içeceklerdir. En meşhur şerbet demirhindi ile kızılcıktır. Şerbet yapımında bal, gül yaprakları, meyveler, baharatlar, kuruyemişler ve bunların karışımları yaygın olarak kullanılmaktadır. Osmanlı döneminde tüketilen şerbet çeşitleri; lohusa, bal, gül (gülsuyu), badem, çilek, dut, gelincik, kavun çekirdeği, kayısı, keçiboynuzu, koruk, kuru üzüm, mandalina, menekşe, mevlit, meyan, nar, portakal, sirkecübün (bal ve sirke), şeftali, tah, tarçın, turunç, üzüm, vişne, zambak, nilüfer, limon, nane, demirhindi ve kızılcık şerbetleri olarak derlenebilir. Şerbetler bazen hoşaf, komposto gibi içeceklerle bir tutulabilir.

ŞIRA

Üzümden ve elmadan elde edilen, soğuk içilen, alkolsüz, hafif ekşi ve tatlı bir içecektir. Yaş üzüm, kuru üzüm ve elmadan yapılan şıralar en yaygın çeşitleridir. Şırada bir miktar tortu oluşur ve meyve suları gibi berrak bir görünüme sahip değildir.

KAHVE

Genel olarak 14. yüzyılda bir içecek olarak tüketilmeye başlanan kahvenin, etimolojisi incelendiğinde; Arapça'da canlandırıcı uyandırıcı anlamına gelir. 14. Yy. ’de keşfinden sonra kahve 15. Yy. sonunda Araplar tarafından Mekke ve Medine’ye ulaşmış buradan da 16. Yy. ’de İstanbul’a getirilmiştir. Osmanlı’nın kültürel olarak gelişiminde de önemli bir role sahip olduğu düşünülmektedir Yapılan çalışmalara göre düzenli kahve tüketiminin, genel mortalite, diyabet, karaciğer hastalığı, Parkinson hastalığı ve diğer birçok kronik hastalığın görülme sıklığını azalttığı yönünde sonuçlara varılmıştır.

ŞALGAM

Siyah (mor) havuç, şalgam, ekşi hamur, tuz, bulgur ununun ve yeterli suyun laktik asit fermantasyonu ile üretilir. Şalgam suyu tüm Türkiye’de de özellikle kebapların, ızgara etlerin yanında sevilerek tüketilen bir içecektir. Adana, Mersin, Hatay ve Kahramanmaraş illerinde oldukça popülerdir.

TURŞU SUYU

Genellikle tam olgunlaşmamış sebzeleri sirke ve/veya limon, kaya tuzu gibi içerikle fermente edilmesini bekleyerek hazırlanır. Fermantasyon sürecine/içeriğine bağlı olarak da probiyotik içerir.

Ezcümle insan için bir çok içecek bulunur. Bu içeceklerin her biri bizim için çok önemlidir. Özellikle çay, ayran ve şerbetler yemek öğünlerinde tüketilir. Fakat fermente olması ve gazlı içecek olmaması hasebiyle şalgam ve turşu suyu yemeklerle tüketilmesi uygun olduğu ifade edilir.

Bu yazıya atıf yapılamaz ve şu makaleden alınmıştır; Süren, T. Ve Kızıleli M.; (2021) Geleneksel Türk İçecekleri, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Turizm Fakültesi Dergisi, Cilt: 24, Sayı: 1, 46-71 61 Erişim; https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1512093

 

© beslersifa.com | Her hakkı sağlıklıdır.
Coded by @suleymancetinx | ile yapılmıştır.