Küresel ekonomide yaşanan dalgalanmalar, tedarik zincirlerindeki kırılmalar ve son dönemde Hürmüz Boğazı çevresinde artan jeopolitik gerilimler, organik tarım sektörünü yeniden belirsizlik ortamına sürüklemektedir. Özellikle enerji fiyatlarındaki artış, lojistik maliyetlerinin yükselmesi ve uluslararası ticarette yaşanan aksamalar, organik üretim yapan işletmelerin üretim ve pazarlama süreçlerini olumsuz etkilemektedir. Öncelikle tarım işletmeleri ve ziraat Mühendisleri organik tarıma inanmamakta ve hatta "organik tarımla dünyanın aç kalacağına" inanmaktadır.
Dünya genelinde zaten yapısal sorunlarla karşı karşıya olan organik tarım sektörü; iklim değişikliğinin neden olduğu kuraklık, aşırı hava olayları, su kıtlığı, sertifikasyon maliyetlerinin artması, nitelikli iş gücü eksikliği ve tüketici talebindeki dalgalanmalar nedeniyle çok boyutlu bir darboğaza girmiştir. Bu nedenle organik tarımın sürdürülebilirliği için yerel üretim zincirlerinin güçlendirilmesi, iklim dirençli üretim modellerinin yaygınlaştırılması ve üreticilere yönelik finansal ve teknik destek mekanizmalarının geliştirilmesi giderek daha büyük önem kazanmaktadır. Erişimi kolay organik ürünler ve pazarlar sağlamalıyız. TADYA bu konuda Ankara'da yapılmış en güzel çalışmalardan biri olduğuna inanıyorum.
Organik tarım, yalnızca bir üretim modeli değil; insan sağlığını, biyolojik çeşitliliği ve doğal kaynakları koruyan stratejik bir yaklaşımdır. Küresel krizlerin arttığı günümüzde, organik tarımın geleceği ancak güçlü politikalar, bilinçli tüketim ve dayanıklı üretim sistemleri ile güvence altına alınabilecektir. Organik tarımın Türkiye'de karşılaştığı sorunları görselleştirdik.



















BeslerŞifa Sabun, krem, merhem, macun, yağ, çay, sirke ve hacamat sülük; Eğitim/ Üretim/ Fason anlaşma yapan örnek bir sosyal girişim modelidir.