Ad

Şifa Yolu Projesi Hedef Kitlesi

 Sakinşehir Güdül Şifa Yolu Projesi Hedef Kitlesi

Sakinşehir Güdül ilçe sakinleri, Tahtacıörencik, Kavaközü, Yeşilöz, Sorgun gibi köylerin sakinleri ile aromaterapi atölyesine destek ve ara ham madde verebilecek toplayıp tedarik edebilecek özellikle genç kadınlardır. 

Bilindiği gibi Güdül kadim İpek Yolu olarak bilinen güzergâhtadır. Kirmir Çayı ve İlhan Çayı önemli ırmaklarındandır. Potansiyel aktiviteleri, doğal güzellikleriyle ve patika ve orman yolları ile önemlidir. Kuşkusuz ilçenin en dikkat çekici tarihi eserleri, İnönü ve Yeşilöz mevkiindeki, Roma ve Bizans dönemlerinde yerleşke olarak kullanılan mağaralardır. Adaçayı, kekik, lavanta, fesleğen, nane, oğulotu, altınotu, aynısefa, kuşburnu, rezene, anason, kimyon, kişniş, kökboya, safran, aspir, çemen, ekinezya, çörekotu, sarı kantaron, biberiye, mercanköşk, çuha çiçeği olmak üzere Sakinşehir Güdül'de yetişmesi mümkün 23 bitkiyi sıralayabiliriz.

Sakinşehir Güdül İlçesini ziyaretten sonra Tahtacıörencik Köyü’ne doğru devam edilip Sorgun Göleti Tabiat Parkı- (27 km)  ile tamamlanan güzergahta tabii güzellikleri ve zengin içeriği ile önemli bir yoldur. Bu güzergahta ekoturizme yönelik destinasyonlar tespit edilerek ekoturizm yolu belirlenebilir.

Tahtacıörencik Köyü ekolojik üretim çiftlikleri de önemli destinasyonlardandır. Tahtacıörencik tarihi camii ve Sorgun köyünde Şeyh İsmail Efendi türbeleri ziyaret edilebilir. Eğer yürüyüş yapılacaksa Güdül Sorgun Tabiat Parkı’nın kuzeybatısından başlayan yürüyüş, Atıçlararası Düzlüğü ve Mahkemelik Yaylası mevkilerinden geçerek, Katırcıyolu Tepesi zirvesindeki Belindoruk’a erişiyor. Ahmetli Deresi Vadisi boyunca inişe geçebilir ve çam, alıç, ahlat, kuşburnu ağaçlarının süslediği parkur, Germece Pınarı, Beşçam Kuyusu mevkilerini geçerek Saçayak Kuyusu bölgesinde orman yoluna kavuşacaktır. Diğer yandan Güdül merkeze yakın İnözü vadisi hem arkeolojik alanlar hem de doğal koruma alanları içindedir. Bu yörede tıbbi ve aromatic bitkileri tedarik zinciri oluşturulabilir.

Ankara keçisi diğer bir adıyla tiftik keçisi Anadolu'da 13. yüzyıldan beri yetiştirilmektedir Özellikle Ankara ilçelerinde yetiştirilen bu keçi türünün tiftiğinden, sütünden, derisinden ve etinden faydalanmaktadır. Ankara'nın ve İç Anadolu'nun ilk sakin şehri ilan edilen Güdül de belediye tarafından keçi sütü konusunda çalışmalar yapılmaktadır. Besler Şifa atölyesi olarak patenti alınan keçi sütlü sabun üretimi üzerinde çalışmalar devam etmektedir.

Güdül ilçesi gelişmiş sıralamasında 350. Sırada, yıllık yaklaşık %10 nufus kaybı yaşamakta ve nufus yaşlanmaktadır. Şifalı kadim bilgiler kaybolmaya yüztutmaktadır.

Sakin şehir Güdül ilçesinin özellikle

Tahtacıörencik, Kavaközü, Yeşilöz, Sorgun gibi köylerin şifa, sanat yada beslenmeye yönelik Etnobotanik özellikleri belirlenmelidir.

 Bu çalışmaya göre de tıbbi ve aromatik bitkilerin yetiştirilmesine yönelik eğitimler verilmelidir.



Yaban Mersini Erken Bunamayı Önlüyor

 ABD / Cincinnati Üniversitesi'nin insan denekler üzerinde 12 hafta boyunca yürüttüğü çalışmanın sonuçları günde bir avuç yaban mersini yemenin bilişsel işlevlere katkıda bulunarak erken bunamayı engellediğini gösterdi

Yaban mersini aynı zamanda insülin seviyesini dengeleme ve hücre yaşlanmasını engelliyor.


Besler Şifa Atölyesi Ankara'da şifalı eğitimler ve arazi ziyaretleri yapmaktadır.

İki Sempozyum İlanı

 Geleneksel Gıdalar Sempozyumunu, 24-26 Kasım 2022 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi ev sahipliğinde hibrit olarak gerçekleştirecektir.


https://gelenekselgidalar.org/tr/



 02-04 Aralık 2022 tarihlerinde Balıkesir’de “Geçmişten Günümüze Balıkesir’in Kültürel Mirası Uluslararası Sempozyumu” düzenlenecektir.

Yüz yüze ve çevrimiçi olarak düzenlenecek olan sempozyum, Balıkesir’e ait kültürel miras bağlamında ortak kültür, dil, tarih, edebiyat, coğrafya, sanat, musiki, mimari, din, eğitim vb. konuları içeren bildirilerin yer alacağı yeni bilimsel çalışmalarla geçmişten günümüze ışık tutmayı amaçlamaktadır. Balıkesir’deki konaklama ve yemek giderleri Balıkesir Büyükşehir Belediyesi tarafından karşılanacaktır (Yol ücretleri hariç).

http://www.balikesir.edu.tr/site/icerik/gecmisten-gunumuze-balikesirin-kulturel-mirasi-uluslararasi-sempozyumu-4541



Dünyamızı Değiştiren Hastalıklar

 Atölyemizde geçici olarak temin edilen *Dünyamızı değiştiren 12 hastalık* kitabındaki hastalıkları takdim ediyoruz. Kitap her hastalığın sürecini, mücadeleyi ve sonrasını anlatıyor.

1- Miras hastalık Hemofili,

2- İrlanda patates mantarı,

3- Kolera,

4- Kenekli canavar Çiçek,

5- Hıyarcık vebası,

6- Büyük çiçek hastalığı,

7- Frengi,

8- İnsanlığın belası verem,

9- Sıtma,

10- Sarı humma,

11- Grip,

12- 20. Yüzyılın vebası AIDS.


*Sakinşehir Güdül Şifa Yolu Projesi* hazırlıkları devam ediyor. Projede eğitimler ve arazi programları olacaktır.



#ŞifaYolu #SGPTurkiye

#BeslerŞifaAtölyesi

#YeşilOrmanOkulu

#TıbbiveAromatikBitkiler #aromaterapi #Fitoterapi

Ay Takvimine Göre İşler Nelerdir?

Bildiğimiz kadarıyla Peygamberler vasıtasıyla ilk Mısır ve Sümerler ilk ay takvimini kullanmıştır. Peygamber Efendimizin teklifi ile Hicret sıfır noktası alınıp Hicri takvim kullanmaya başlamış. Bu arada Ay Takvimini İbrani (Yahudi) halklar ve Nepal ülkesinin resmi olarak şuan kullandığını biliyoruz. Sonra Bilim insanı Steiner teoriyi günümüze taşımış.

Anadolu köylerinde yaşlı insanların, 'Ay'ın yenisinde yapılan işten hayır gelmez', 'Dolunay'ı bekle, bereketini gör', 'Ay'ın yenisinde olur börtü böcek, eskisinde olur börek çörek', 'Kesme odunu Ay büyürken, kırk koyunu küçülürken' gibi sözlerin doğruluğu ilk kez bilimsel olarak Antalya Orman Araştırma Enstitüsü tarafından da ispatlanmıştır.

Türk ve Hint mitolojilerinde genellikle Güneş dişi, Ay ise erkek olarak tasavvur edilmiş, efsaneler de bu bağlamda oluşturulmuştur. Güneşin gökteki yeri konusunda her iki kültürde de aksi inanışlar hariç, bir mitolojik kartaldan bahsedilmektedir. Eski Türklerin ve Hintlilerin Güneşin kutsallığına ithafen, doğuşunda, en tepedeyken ve batarken selamlamaları ya da dinsel birtakım törenler düzenleyerek ululaştırmaları her iki kültür tarafından da benimsendiğini göstermektedir. Güneş ya da Ay soyundan geldiğine inanılan kral şecerelerine yer verilmiştir. Türkler'de ise Yakut Türkleri ve Şamanik bazı inanışlar hariç, Güneş ya da Ay’ı hiçbir zaman bir tanrı olarak tasavvur etmemiştir.

Halk Takvimi

Halk takviminde yer alan cemre olayı da ekonomisi hayvana ve tarıma bağlı toplumlarda karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Arap, Fars ve Türklerde karşımıza çıkan cemrenin Moğol, Çin ve Greklerde de olduğu belirtilmektedir. Havanın ısınmasına bağlı olarak meydana getirilen bu inancı çeşitli toplumlar kendi kültürlerinden ve değerlerinden bir şeyler katarak zenginleştirmişlerdir. Bu ise bize insanların hâlâ doğayla olan bağını koparmadığını göstermektedir. 

Ülkemizde halk takvimlerinde iklim koşulları ve mevsimlerin takvime yansiyisi ile ilgili sayısız örnek vardır. Örneğin: zemheri, hamsin, erbain, eyyamı-i bahur, cemreler, mart dokuzu, leylek kist, oğlak kışı, kocakarı soğukları, hıdrellez, ekim zamanı, hasat zamanı, bağ bozumu gibi. Öte yandan bu sayılı günler arasında don olaylan önemli bir yer tutmaktadır.

Ay döngüleri, özellikler ve faaliyetleri hakkında bilgilendirme yapacağız. Ay takviminin önemini daha önce paylaşmıştık.

1. Ayın Yenisi (Yeni Ay)

Ayın büyüme evresidir. Yeni ay ile başlayıp dolunay ile biter (14 gün). Yeni ay sonrasında hilal, ilk dördün, şişkin ay süreçleridir. Bu dönemde su dışarıya (git) akma eğilimi gösterir.

– Koyun kırkılmaz; yünü kolay kopar, bozulur, güvelenir.

– Ağaç kesilmez, odunu kolay bükülür, çatlar, çürür.

– Yeni ay ve ilk dördün arası dönem, tohum ekimi önerilenler (enerjinin yapraklara doğru hareket süreci): Yapraklı bitkiler (ıspanak, marul, maydanoz, vb) ve buğday, tahıl.

– İlk dördün ve Dolunay arası dönem, tohum ekimi önerilenler: Domates, kabak, patlıcan, vb.

– İlk dördün ve Dolunay arası çiçek ekimi için doğru zamandır.

– Kompost yığını sulanır.

– Bitki özü yağları elde etme zamanı.

– Meyve ve sebzeler dolunaya yakın zamanda daha sulu ve lezzetli olurlar, Dolunaya yakın zamanda hasat edilmelidirler.

– Aşılama için Satürn-Ay ilişkisi de olumlu şekilde göz önüne alınır.

– Ahududu, böğürtlen, altın çilek gibi bitkilerin ekimi için ilk dördün ve Dolunay arası süre tercih edilir.

2. Ayın Eskisi (Dolunay)

Ayın küçülme evresidir. Dolunayla başlayıp yeniay ile biter (14 gün). Dolunay ve son dördün evreleri vardır. Bu dönemde su içeriye (gel) akma eğilimi gösterir. 

Genel olarak ekilen veya dikilen ürün daha verimli olur. Hasat ve biçilen otlar daha şifalıdır. Şifalı otlar daha uzun süre etkilerini korurlar.

– Uzun süre saklanacak bitki ve meyveler için uygun hasat zamanıdır (elma, patates, lahana, zeytin, vb). Turşu bu zamanda kurulmalıdır.

– Dolunay ve son dördün arası sürede fidan ve ağaç dikimi için uygun zamandır.

– Son dördünde ağaç kesilebilir, budama yapılır.

– Tohum ekimi önerilenler (enerjinin köklere doğru hareket süreci): Kök bitkiler (havuç, pancar, patates, soğan, turp, vb).

– Gelecek senelere saklanacak çiçek ve bitki tohumları hasat edilir.

– Kurutma için uygun zaman (meyve, sebze, çiçek, vb)

ay takvimi için çok fazla bilgi ve güncel duyurular burda; https://www.kozmikbakim.net/takvimler

Kaynak: https://apelasyon.com/yazi/50/rudolf-steiner-antroposofi-ve-biyolojik-dynamik-tarim

Halk Takvimi; https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/26841

Besler Şifa, Bitkisel Kozmetik ve Doğal Yaşam Ürünlerini;

Şifanız daim olsun. 



Şifalı yağ gülü ile ilgili kısaca herşey...

 Gül, kesme çiçek, dış mekan ve saksı bitkisi olarak süs bitkileri sektörü, tıbbi ve aromatik bir bitki olarak ise gıda, parfümeri ve kozmetik endüstrisinde önemli bir yere sahiptir. Dünyada Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Kuzey Amerika’da yaygın olarak yayılış gösteren 100’ün üzerinde gül türü olmasına rağmen, çoğunun koku özelliklerinin birbirlerinden farklı olduğu bildirilmiştir (Antonelli et al. 1997). 

Dünyada uçucu yağ üretiminde kullanılan baslıca dört gül türünden (Rosa damascena Mill., Rosa gallica L., Rosa moshata Herrm ve Rosa centifolia L) en önemlisi Rosa damascena Mill.’dir. Rosa damascena Pembe yağ gülü, Sam gülü, Isparta gülü ve Damask gülü gibi isimlerle de bilinmektedir. Rosa damascena’nın dünyada başlıca yetiştirme alanları Türkiye, Bulgaristan, Güney Rusya ve Fas olmakla birlikte, en fazla üretimi Türkiye (Göller Bölgesi) ve Bulgaristan’da (Kazanlık) yapılmaktadır. 

Yağ gülü Türkiye’de “Isparta Gülü” olarak 1888’den beri (120 yıldır), Bulgaristan’da ise “Kazanlık Gülü” olarak 1664’ten beri (340 yıldır) yetiştirilmekte olup, bu gül türünden elde edilen gül yağı dünya piyasalarında ‘Türk gül yağı’ ve ‘Bulgar gül yağı’ olarak bilinmektedir (Baydar, 2006). Göller bölgesinde yağ gülü üretimi Isparta, Afyon, Burdur ve Denizli illerinde yapılmaktadır. 

Isparta, geçen 120 yıl içerisinde hem bölgenin hem de dünyanın en önemli yağ gülü ve gül yağı üretim merkezlerinden birisi haline gelmiştir. Isparta ilini de içine alan Göller yöresinde 20.000 da alanda her yıl yaklaşık 10.000 ton kadar taze gül çiçeği gül yağı fabrikalarında islenmekte ve basta gül yağı olmak üzere gül suyu, gül konkreti ve gül absolütü gibi önemli endüstriyel ürünler elde edilmektedir (Kürkçüoglu ve Baser, 2003). Bunlar, taze toplanmış gül çiçeklerinin birer damıtma (distilasyon) ve ekstraksiyon ürünüdürler. Gül yağı ve gül suyu damıtma ile konkret ve absolüt ise ekstraksiyon ile elde edilmektedir. Gül yağı, parfüm, kozmetik ve ilaç endüstrisinin en değerli hammaddelerinden birisidir. Ayrıca taze gül çiçekleri ve gül posasından elde edilen ekstrelerin antioksidan ve anti-bakteriyel etkilerinin yüksek olduğu bilinmektedir . Gül çiçeklerinin diğer aromatik bitkilere kıyasla uçucu yağ oranı çok düşük (%0.03-0.04) olup, fabrika koşullarında yaklaşık 3.5 ton veya ortalama 1.250.000 adet taze çiçekten sadece 1 kg gül yağı elde edilebilmektedir (Baydar ve ark., 2007). 

Bu amaçla, Göller yöresinde basta Başmakçı Gül-Koop olmak üzere her yıl 1 tona yakın kuru gül çiçeği üretimi yapılmakta ve bu kuru güller basta Almanya ve Fransa olmak üzere bazı Avrupa ülkelerine ihraç (10 €/kg) edilmektedir. 

Süleyman Demirel Üniversitesi Gül ve Gül Ürünleri Araştırma ve Uygulama Merkezinde (GÜLAR) Araştırmalar yapılmakta ve GÜLAR’a ait Yağ Gülü Araştırma Bahçesi’nden çeşitli araştırmalar yapılmaktadır.

Nitekim Gülbirlik ve sanayide ki Gül üzerine olan fabrikalar mamul olarak işlenip piyasaya sürülmektedir. Fakat daha ayrıntılı kozmetik açısından dünya standartlarına çıkılamamış kekik,lavanta,..vb ürünlerle beraber gül de nerdeyse yarı mamul olarak piyasaya sürülmektedir.

  1. Baydar, H.  Tıbbi Aromatik Ve Keyf Bitkileri Bilimi Ve Teknolojisi Süleyman Demirel Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Yayın No:51, Isparta, 2007

Fransa’nın bu konuda sanayide ki atılımları ve dünyaca ünlü markaları olmasının sebebi daha iyi şartlarda ve daha iyi araştırma geliştirme yapmasından kaynaklandığı söylenilebilir.

Bu yayın Ankara Sincan- Besler Şifa Atölyesinde hazırlanmıştır.

Tıbbi ve aromatik bitki Ticaretinin Türkiye’deki Durumu

Türkiye’de 70 kadar bitkinin ihracatının yapıldığı belirtilmektedir. Mat tarafından yapılan bir çalışmaya göre, 1991 yılında Türkiye’den tedavide ve sanayide kullanılan 100 civarında bitkisel droğun ihraç edildiği belirlenmiştir (Mat,1992).

Tıbbi ve aromatik bitkilere olan talebin artması, sektörünün hızlı gelişiminin yanında çok geniş olmasından dolayı kayıt altına alınmasının zor olması, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının kayıtlarının yetersiz olması yurt içinde tıbbi ve aromatik bitkiler ve ticareti üzerine araştırma yapmayı oldukça zorlaştırmaktadır.

Yurtiçi ilgili kurumlardan derlenen istatistiksel rakamlar Türkiye’nin 1999 - 2003 yıllarını kapsayan beş yıllık tıbbi ve aromatik bitkiler ihracat miktarlarının yıllara göre 33.000 ile 52.000 ton arasında gerçekleştiğini göstermektedir (Özgüven ve ark.,2005).

Türkiye’de iç ve dış ticareti yapılan tıbbi ve aromatik bitkiler hakkındaki kapsamlı bir çalışmaya göre bitki türü sayısı alt türler de dahil olmak üzere 347 adet olup, bunlardan 139 türün ihracatı yapılmaktadır. Bu bitkiler genellikle diğerleri adı altında ihraç edilmektedir. Ticareti yapılan ve Tablo 3’de yer alan bitki türleri içerisinde kimyon, kekik, anason, rezene, çemen, kişniş, nane ve çörek otunun kültürü yapılmakta olup, bu bitkilerin üretimleri diğer kültür bitkilerine oranla oldukça sınırlıdır (Özgüven ve ark.,2005).

Türkiye’nin tıbbi ve aromatik bitki ihracatında ABD değerce %49, miktarca %63 pay ile en ön sırayı almaktadır. ABD’nin toplam bitki ithalatında ise, miktar yönünden Türkiye Çin’den sonra ikinci sırada bulunmaktadır.

Uluslararası anlaşmalar (CITES) çerçevesinde yasaklanmış olmasına ve ülkemizde bu konuda yasal düzenleme ve yönetmelik bulunmasına karşın, her yıl Türkiye’den tonlarca bitki soğanı, yumrusu, rizomu ve diğer bitki parçalarının doğadan toplanarak yurtdışına gönderildiği bilinmektedir. 1999–2003 yılları arasında Türkiye’den ihracatı yapılan soğanlı ve yumrulu bitkilere ait değerlere bakıldığında toplam 448 ton soğan ve yumru ihracat edilirken, 2.265.000$ gelir elde edilmiştir. Ülkemizden en fazla soğanlı ve yumrulu bitkiler ithalatı yapan ülkelerin başında Hollanda, İsrail ve Romanya gelmektedir. Doğadan en fazla sökülen ve ticareti yapılan bitkiler ise, salep, kardelen ve siklamen türleridir (Özgüven ve ark.,2005).

Birçok tıbbi ve aromatik bitkinin ihracatını yapan Türkiye, aynı zamanda bazı bitki türlerinin ithalatını da yapmaktadır. Belirtilmesi gereken bir husus, Türkiye’nin birim ihraç değeri düşük tıbbi ve aromatik bitkiler ihraç ettiğidir. Bunun nedeni, kurutmadan başka işlem görmemiş ya da nadir olmayan tıbbi ve aromatik bitki ihracatçısı olmamasıdır (Başer,1990). İnsanlık tarihi kadar eski olan bu ürünler ülkemiz potansiyeli de göz önünde bulundurulursa bu sektörde çok büyük bir atılım yapılabilir.

Halk hekimliği, 'Geleneksel tıp' ile aynı anlamda kullanılır ve öz olarak toplumların inanç, gelenek ve değer sistemleri ile ilgili tıbbi uygulamalar bütünüdür. Etnobotanik, geleneksel tıbbın ortaya koyduğu tedavi yöntemlerini ve geleneksel tıbbın kullandığı ilaçların araştırmasını yapmaktadır. Anadolu halk hekimliğinde geleneksel olarak en yaygın bitkisel ilaç hazırlama şekillerinin infüzyon {infusa), dekoksiyon (decocta), merhem (ungüenta), tentür (tincturae), tıbbi yağ (olea medicata.. gibi), kokulu yağ (olea aromática.. gibi) ve ekstre/hulasa (extracta) olduğu görülmektedir.

  1. Özgüven,M.,Sekin,S.,Gürbüz,B., Şekeroğlu,N.,Ayanoğlu,F.Ve Erken,S., Tütün, Tıbbi Ve Aromatik Bitkiler Üretimi Ve Ticareti, Türkiye Ziraat Mühendisleri Odası Teknik Kongresi, I. , Ankara, 2005, 481-501
  2. Mat, A., Türkiye Droglarının Dış Satımında Görülen Gelişmeler, Marmara Üniversitesi Eczacılık Dergisi, 8 (1992), 129-134.
  3. Başer, H.C., Tıbbi ve aromatik bitki Ve Baharatların Dünyada Ve Türkiye’de Ki Ticareti Ve Talep Durumu”, Tarım Orman Ve Köyişleri Bakanlığı Dergisi, 53 (1990), 18-22
Bu yayın Ankara Sincan- Besler Şifa Atölyesinde hazırlanmıştır.


Tıbbi ve aromatik bitkilerin kullanım tarihçesi

Tıbbi ve aromatik bitkilerin tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. Hakkâri’nin güneyinde Kuzey Irak’ın kuzey sınırında bulunan Şanidar mağarasında Neanderthal insana ait iskeletlerin bulunduğu mezarlarda tıbbi ve aromatik bitkilere ait polenlere bolca rastlanmış olması M.Ö. 50.000 yıllarında o bölgede tıbbi ve aromatik bitkilerin kullanıldığının kanıtı olarak gösterilmektedir. Son 5000 yıllık dünya tarihinde bütün uygar kavimlerin bıraktığı eserler bitkileri hastalıkların tedavisinde kullandıklarına işaret etmektedir. Bunlar arasında Asurluları, Sümerleri, Hititleri, eski Mısırlıları ve daha yakın zamanlarda Roma, Grek, Bizans ve Osmanlı medeniyetlerini sayabiliriz. Geleneksel Çin Tıbbi ile Hindistan alt kıtasında hüküm süren Ayurveda, Siddha ve Yunani tıp sistemleri de çok köklü bir geçmişe sahiptir (www.derki.com).

“Pontos Kralı Mithridates (MÖ 132-63) zehirlenmelere karşı panzehir olarak hazırladığı (terkibinde 48 drog bulunuyordu) ilaçlarla çok ünlenmişti. Mithridates'in ilaçları sonradan Tiryak (Theriacd) adıyla meşhur olmuştur.

1539'da Kanuni Sultan Süleyman tarafından annesi Hafize Sultan adına Manisa'da yaptırılan darüşşifanın ilk başhekimi olan Merkez Efendi tarafından yapılıp halka dağıtılan 'Mesir Macunu' da bir nevi tiryak idi ve yapısında 41 farklı drog bulunuyordu.

Sümerlilerin başını çektiği Eski Mezopotamya tıbbında tedavide sihirli sayıların gücüne inanılır, 3 ve 7'nin katlan bu amaçla çok tercih edilirdi. Eski Mısırlılar, tıbbi ve aromatik bitkilerin kullanımı konusunda oldukça ileri bir seviyeye ulaşmışlardır. Örneğin 1872 yılında Ebers tarafından keşfedilen ve MÖ 1550 yılına ait olduğu tahmin edilen bir papirüste 450 kadar hastalıktan ve bu hastalıkların tedavisinde kullanılan bitkisel ve hayvansal ilaçlardan bahsedilmektedir.

Modern tıbbın kurucusu sayılan Hippokrates (MÖ 460-377) külliyatında 236 tür tıbbî bitkiden ayrıntılı olarak bahsetmektedir. Eski Yunan tıbbini devam ettiren Roma İmparatorluğu döneminde Plinus (MS 23-79), Dioscorides (MS 40-90) ve Galenos (MS 129-199) gibi dünyaca ünlü tıp hekimleri yetişmiştir. Galenos, bitkilerden ilaçların nasıl hazırlanacağını tarif etmiş ve bunlara 'Galenik preparartlar' denilmiştir.

Tıbbi Ve Aromatik Bitkiler Ve Homeopati
18. yüzyıla gelindiğinde en önemli tıbbi uygulamalardan birisi de homeopati olmuştur. Homeopati ilk defa Samuel Hahnemann (1755-1843) tarafından bilimsel olarak araştırılmaya başlanmıştır, Homeopatide temel yaklaşım; her bir hastalığın gözle fark edilebilen belirtileri vardır ve bu hastalık bu belirtileri sağlıklı insanlarda doğal olarak gösteren bitkilerle tedavi edilebilir. Örneğin soğan doğranırken doğal olarak gözler yaşarır. İşte, göz yaşarması şeklinde belirtiler veren bir hastalığın tedavisinde de soğan kullanılır. Yine, ısırgan otu ciltte tahriş yapar; homeopatik ilaç olarak ta cilt tahrişlerine iyi gelir (BAŞER, 1997).

Fitoterapi ve Aromaterapi
Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) tarifine göre bitkisel ilaç; bitkisel drog ve karışımlarını olduğu gibi veya değişik preparatları halinde biyoaktif madde olarak taşıyan tıbbi ürünler veya müstahzarlardır. Tıbbi ve aromatik bitkiler ve bitkisel ilaçlar kullanılarak yapılan tedaviye 'Bitkilerle Tedavi' anlamında 'Fitoterapi' denilmektedir. Bu terim ilk olarak Fransız hekim Henri Lecreck (1870-1955) tarafından kullanılmıştır. Modem tıp ile geleneksel tıp arasında önemli bir köprü görevi gören fitoterapi, insan sağlığı hususunda en ucuz ve en sağlıklı tedavi şekillerini araştırmaktadır.

20. yüzyılda bitkisel ilaçlar ve geleneksel tıp hekimliği uygulamaları yeniden büyük önem kazanmaya başlamış, örneğin ünlü bitki bilimci Alferd Vogel (1902-1996) 1952 yılında yayınlandığı "the Nature Doctor “adlı kitabında doğada her şeyin bir denge halinde olduğunu, bu nedenle hemen yanı başımızdaki bitkileri kullanarak doğal tedavi yöntemleriyle kendi kendimizin doktoru olması gerektiğini söylemiştir.” (BAŞER, 1997)

Ateşin bulunması gibi doğal unsurlar keşfedildikçe yine doğal bir unsur olan bitkilerde de hem ilaç hem besin açısından bir arayış olmuştur. Fakat bunun akabinde gelişen teknoloji ile bitkilerin yerine geçebilecek sentetik ve kimyasal maddeler bitkisel kullanımı azaltmıştır. Yine bunun akabinde doğal olmayan unsurların hayatımıza kattıkça bir şeylerin değiştiğini fark etmiş ve sonuçta doğaya dönüş başlamıştır. Bilim dünyası teknik ve teknolojik gelişmeler kat etmesiyle gelişmiş ülkelerin doğal bitki kaynaklarına talebi artacaktır. Doğal kaynaklara olan talep ile eczacılık, peyzaj, ilaç, kozmetik, parfümeri ve gıda sektörlerinde bitkisel ürünlere olan talep sürekli artış göstermektedir. Bu eğilim “Doğaya Dönüş”, “Yeşil Dalga”, ”yeşil-doğal hayat” ve “Yeşil Devrim” gibi sloganlar ile ifade edilmekte ve önemi vurgulanmaktadır.

Tıbbi ve aromatik bitkiler baharat, ilaç sanayi, meşrubat, parfüm, sabun, şekerleme, kozmetik(krem..vb), diş ve şifalı macunlar, şifalı ve dinlendirici çay imalatı, esans, aroma (hoş koku), vb. gibi birçok alanda kullanılmaktadır.

Çeşitli deneme yanılma yolları ve hayvanları izleme yöntemleri bitkilerin çiçek, meyve, tohum, sap, yaprak, kök, kabuk gibi değişik organ ve parçalarını çiğneyerek, tadından ve kokusundan onların faydası veya zehirliliği konusunda bilgilenmeleri, kullanmaları, toplamaları, biyoaktif maddeleri içeren bileşenleri tespit ile çeşitli ilaçlar elde etmişlerdir.  Bunun sonucu bitkiler hem temel besin hem de ilk ilaç kaynağı olmuştur.

  1. Baydar, H.  Tıbbi Aromatik Ve Keyf Bitkileri Bilimi Ve Teknolojisi Süleyman Demirel Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Yayın No:51, Isparta, 2007
  2. Başer, H.C., Tıbbi ve aromatik bitki Ve Baharatların Dünyada Ve Türkiye’de Ki Ticareti Ve Talep Durumu”, Tarım Orman Ve Köyişleri Bakanlığı Dergisi, 53 (1990), 18-22
  3. Başer, H.C.,Sustainable Wild Harvesting Of Medicinal And Aromatic Plants: An Educational Aprroach, Harvesting On Non-Wood Forest Products, Seminar Proceedings, Menemen-İzmir, Turkey, 2000
  4. Baytop, T., Anadolu Dağlarında 50 Yıl (1944-1998), İstanbul,1998
  5. Toksoy, D., Gümüş, C., Ayyıldız, H., , Türkiye’de Orman Kaynaklarının Durumu Ve Tıbbi ve aromatik bitkilerin Ticareti Üzerine Bir Değerlendirme, Orman Ve Ekonomi Dergisi, 8 (2003), 7-14


Bu yayın Ankara Sincan- Besler Şifa Atölyesinde hazırlanmıştır.

Tiryak, fitoterapi ve aromaterapide ne anlama gelir?

Tiryak, eczacılık ve tıp tarihinde bir dönem çokça kullanılmış bir ilaç formudur. "tiryaklar" diye anılırlar. içlerinden bazı formülasyonlar zaman içersinde şöhret kazansa da esasen tek bir formulasyonu yoktur. genellikle 40-50 çeşit bitki içeren ve ufak tefek farklılıkları olan onlarca çeşit tiryak terkibi vardır. Keyif vermesi ve bağımlılık yapması sebebiyle nargile gibi keyfi uygulamalarda kullanılır ve tiryakilik yaptığı ifade edilirdi.

Tiryak macun olarak yada panzehir olarak bilinir. Yani tıbbi ve Aromatik bitkilerden az doz alarak vücudu alıştırma biçimidir. Daha öncesinde geçen kaynaklara göre 2 çeşidi bulunuyordu; tiryak-ı faruk: tedavisi zor olan birçok hastalıkta ve zehirli yıla ve böcek sokmalarında kullanılmak üzere hazırlanan, terkibinin ardından en az altı ay sonra kullanılmaya başlanan bir formülasyondur.

Tiryak-ı erbaa: vücudun bağışıklığını artırıcı olarak ve zehirlenmelerde kullanılmak üzere; defne tohumu, centiyane, mür, ziravent'in dövülüp elekten geçirilmesi ve balla karıştırılması ile hazırlanan bir formülasyondur.

Tiryak Kelimesinin Kökeni
“Pontos Kralı Mithridates (MÖ 132-63) zehirlenmelere karşı panzehir olarak hazırladığı (terkibinde 48 drog bulunuyordu) ilaçlarla çok ünlenmişti. Mithridates'in ilaçları sonradan Tiryak (Theriacd) adıyla meşhur olmuştur. 

1539'da Kanuni Sultan Süleyman tarafından annesi Hafize Sultan adına Manisa'da yaptırılan darüşşifanın ilk başhekimi olan Merkez Efendi tarafından yapılıp halka dağıtılan 'Mesir Macunu' da bir nevi tiryak idi ve yapısında 41 farklı drog bulunuyordu.


Bu yayın Ankara Sincan- Besler Şifa Atölyesinde hazırlanmıştır.

Beyaz Zambak Sabunu -

 Beyaz Zambak (Latince: Lilium candidum); Linalol, vanilin, terpineol, feniletil alkol, palmitik asit, sinnamik asit ve benzoik asit bakımından zengin olan zambak yağı; cildin doğal parlaklığını artırmak için pigment lekelerinin görünümünü iyileştirmek, güneş lekesi, yaşlılık kırışıklıklarına faydalıdır. Vucudu nemlendirir. Zambak Sabunu cildi gerginleştirici ve sıkılaştırıcı özelliğe sahiptir ve oldukça hoş kokulu bir banyo sabunudur. 

Türk hamam ve banyo kültürü, temiz bir yaşamın kültürel yansımasıdır. Bu kültür gelişirken temizlenmenin sağlık üzerindeki etkileri keşfedilmiş ve bunu daha etkin hale getirecek unsur olan  doğal kürlerde geliştirilmiştir. Bu kür süreci neticede sağlık üzerinde önemli etkisi olan doğal Osmanlı Bitki Sabunlarını ortaya çıkarmıştır. 

Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp, günümüzde; doğal bitkiler ile tedavinin vazgeçemeyeceğimiz bir unsur olduğunu da ispat etmiştir. İşte bu unsurların bileşiminden ortaya çıkan ürün ise doğal sabunlardır.   Her bir bitkisel özün farklı tedavi ve sağlık destekleyicisi olarak kullanımında yola çıkılarak üretilen doğal sabunlar, sağlığa zararlı hiçbir madde içermezler. 

Doğal sabunların içeriğinde aşağıdaki maddeler kesinlikle kullanılmaz;

*Her tür hayvansal yağlar ve don yağlar yoktur.

*Kimyasal köpürtme maddesi olan sodium lauryl sülfat içermez.

*Petrokimyasal maddeler yoktur.

*İnsan bünyesine zararlı maddeler içermez.

*Yapay koku vericiler esanslar, aromalar, boyalar kesinlikle kullanılmamaktadır.

*endüstriyel metotlarla değil, geleneksel metotlar ile atölyemizde üretilmektedir. 



© beslersifa.com | Her hakkı sağlıklıdır.
Coded by @suleymancetinx | ile yapılmıştır.