Ad

şifalı bitkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şifalı bitkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Güneş Nasıl Zararlı Hale Gelir?

Besler Şifa, Bitkise Kozmetik ve Doğal Yaşam Ürünlerini İnstagram vitrininden yada Trendyol mağazamızdan temin edebilirsiniz. 

Güneş Düşmanımız Değildir

Son yıllarda, güneş ışınları ve koruyucu kremlerle ilgili farklı görüşler ve öneriler kafa karışıklığı yaratıyor. Yıllık 7.3 milyar dolarlık bir pazar payına sahip ve her yıl yaklaşık %7 büyüyen “güneş koruyucu ve iyileştirici ürünler” sektörü, yoğun reklam ve tanıtımlarla bizi evde bile güneş kremi kullanmaya teşvik edebilir. Bu kârlı pazarın etkisi altında olmadan, bazı bilgileri bilimsel veriler ışığında değerlendirmemiz gerekiyor. Öncelikle şunu netleştirelim: Güneş, ne bizim ne de çocuklarımızın düşmanıdır.

Güneş Kremi ve D Vitamini

"Evine güneş giren eve doktor girmez" atasözü ile büyümüş bir nesil olarak, son yıllarda güneş ışınlarının zararlı olduğuna dair yaygın bir inanış gelişti. Ancak yüksek koruma faktörlü güneş kremleri kullanıldığında vücudumuz, hayati öneme sahip D vitaminini yeterince sentezleyemiyor. D vitamini eksikliği, kolon kanseri riskini artırıyor ve depresyon, yaygın vücut ağrıları ve kalp hastalıklarına yol açabiliyor. Esmer tenliler için yeterli D vitamini sentezi sağlamak daha uzun süre güneşte kalmayı gerektirdiğinden, sürekli güneş koruyucu kullanmak bu riski artırabilir.

Güneşlenmenin Faydaları

Güneş kremlerini doğru kullanmak faydalı, yanlış kullanmak ise zararlı olabilir. Yaz aylarında açık tenliler için sabah 09.00-11.00 arası veya akşam 16.00’dan sonra ilk iki gün 10 dakika, sonraki günler 20 dakika; esmer tenliler için ise ilk iki gün 20 dakika, sonraki günler 30 dakika güneşlenmek yeterlidir. Bu süreler, vücudun D vitamini sentezlemesi için yeterlidir ve cilt kanseri riski düşük tutulur. Uzun süre güneşte kalmak ise riskli olabilir.

Güneş Kremi Kullanımı ve Riskler

Güneş kremlerinin kansere yol açtığına dair kesin bir bilimsel kanıt yoktur. Ancak “oksibenzon” içeren kremler alerjik reaksiyonlara neden olabilir ve hormonal dengesizliklere yol açabilir. Sprey şeklindeki güneş koruyucular ise solunum yoluyla vücuda girerek risk yaratabilir. JAMA dergisinde yayınlanan bir araştırma, avobenzon, oksibenzon, ecamsule ve oktokrilen gibi maddelerin kullanımının kan dolaşımına yüksek oranda kimyasal geçişine neden olduğunu göstermiştir. Titanyum dioksit ve çinko oksit içeren kremler ise deriye karışmaz, ancak beyaz bir tabaka bırakır.

Sağlıklı Güneşlenme Önerileri

Uzun dönem kullanımla ilgili elimizde yeterli kanıt olmasa da, özellikle çocuklarda güneş koruyucu kremleri yoğun şekilde kullanmak sakıncalı olabilir. Güneşte uzun süre kalmanın riskleri bellidir. Önerimiz, sabah 09.00-11.00 ve akşam 16.00’dan sonra güvenli bir şekilde güneşlenmektir. Diğer saatlerde mümkünse güneşe çıkmamak veya koyu tente altında ya da ağaç gölgesinde oturmak uygun olacaktır. Geniş şapka ve vücudu örten giysiler de tercih edilebilir. Ancak, cilt hastalığınız varsa veya güneşte uzun süre kalmak zorundaysanız, güneş kremi kullanmak daha uygun bir davranış olacaktır.

Unutmayalım, güneş düşmanımız değildir; doğru kullanıldığında bize dosttur.

Besler Şifa'nın bitkisel kozmetik ürünlerinden olan Güneşin UVA & UVB ışınlarına karşı etkili Yüksek Koruma Faktörüne sahip BİTKİSEL GÜNEŞ KORUYUCU KREM için İnstagram vitrininden yada Trendyol mağazamızdan temin edebilirsiniz. Tüm vücut için ve bebekler için uygundur.





Atalık Tohum Önemi

Tohum, bitkilerin varoluşunun devamını mümkün kılan en önemli üreme materyalidir. Geleneksel tarım sistemi içinde binlerce yıldan bu yana nesilden nesile aktarılan tohumlar çiftçi eliyle sürekli geliştirilmiş, bulunduğu yerin iklim ve arazi koşullarına en iyi uyum sağlayan “yerel çeşitler” elde edilmiştir. Yerel tohumlar binlerce yıldır toprakla buluşarak, genlerinde kuraklık, sel, don vb. pek çok doğa olayına karşı ayakta kalmayı başarabilme özelliklerini taşıyarak, “Bilge” sıfatını hak ediyorlar. Meyvesine gelen böceklerle, gölgesinde gelişen yabancı otlarla, yaprağındaki mantarlarla iyi geçinmeyi öğrenmiş bilge tohumlar hasat zamanı hayatta kalabildikleri için doğal seçimle bir sonraki nesli oluşturmaktadırlar. Bu tohumlar toprağın sınırlı bir kaynak ve mükemmel bir denge unsuru olduğunun farkındalığıyla, topraktan hangi elementi ne zaman ve ne kadar isteyeceklerin de biliyorlar. Bu yüzden yerel tohumlar kendi dengesini kendi kurar. Bu mükemmel ahenk içinde en güzel ve özel tatları sunar. Yerel tohum, bilgelik demek, paylaşım demek aynı zamanda doğa ile barışık çok çeşitlilik demektir.


Organik tarıma başlamanın ilk adımı organik tohumun toprakla buluşmasını sağlamaktır. Organik tohum, genetik olarak yapısı değiştirilmemiş, sentetik pestisitler, radyasyon veya mikrodalga ile muamele görmemiş biyolojik formunda olmalıdır. Bu tanıma en uygun tohum yerel tohumdur. Organik tarım kaynakların adil şekilde kullanımını isteyen bir sistemdir. Bu sistem içinde tohumun en kolay elde edilme yolu yerel tohumlara ulaşmaktan geçer. Yerel tohumlar, sahip oldukları özellikleri ile organik tarımın vazgeçilmez unsurudur.


Yerel ürünlerin ve tohumların korunarak gelecek nesillere aktarılması, çocuklarımızın daha iyi beslenebilmeleri ve bazı yerel geleneklerin devam ettirilmesi bakımından önemlidir. Bu şekilde kültürümüz, sağlığımız, çevremiz ve geleceğimiz de koruma altına alınmış olacaktır.


Yerel tohum geçmişimiz zenginliğimizdir. Tohumlara sadakat, geleceğe, yaradılışa verebileceğimiz en güzel karşılıktır. Tohumlarımız aynı zamanda geleceğin teminatıdır. Her dönemde altından daha değerlidir, zira kaybolan tohumlarımızın ve bunlarla birlikte yok olan lezzetlerin geri getirilmesi mümkün değildir. Bu bağlamda yerel tohumlarımıza sahip çıkalım.


Yerel tohumlarımızı yaşatalım ki bizler de daha güzel bir dünyada yaşayabilelim.


Anadolu tarihine katkıda bulunan atalık tohumlar, kültürel mirasımızı oluşturan en önemli unsurlardan biridir. Yerel veya ata tohumu olarak da bilinen atalık tohum, atalarımızın geçmişte kullandığı ve hiçbir işlem görmeden yıllar önce olduğu gibi kalan doğal tohumdur. Anadolu'da yüzyıllardır kullanılan ve genetiği değiştirilmemiş bu tohumlardan üretilen ürünlerden alınan yeni tohumlar bir sonraki yılın ekiminde kullanılır. Bu tohum-ürün-tohum döngüsü atalık tohumun varlığını sürdürmesini ve gelecek nesillere bozulmadan ulaşmasını sağlar.

Atalık Tohum Nedir, Özellikleri Nelerdir?

Atalık tohum, genetiği değiştirilmemiş bir tohum olduğundan DNA dizisi doğaldır. Nesilden nesile aktarılabilen atalık tohumlar, verimli ve sürdürülebilir özellik taşır. Her kuşakta orijinal durumunu koruyabilir. Bulunduğu ülkenin iklimi ve toprağına uygun koşullarda, yüzyıllar boyunca aynı şekilde yetiştirilen tohumlar o bölgenin yerel tohumlarını oluşturur. Atalık tohumu ekilir, büyütülür ve olgunlaşma dönemi geldiğinde bazı bitkiler, gelecek sezon kullanmak için tohumluk olarak ayrılır. Binlerce yıldır devam eden döngü endemik bitki türlerini oluşturur.
Anadolu’nun her bölgesinin kendine özgü yapısal ve iklimsel özellikleri, atalık tohumların yetiştiği alanların değişiklik göstermesi sağlar. Yaz meyveleri daha çok sıcak bölgelerde yer alan Ege ve Akdeniz bölgelerinde, yaz aylarında ve doğal koşullarda yetişirken, soğuk aylarda yetişmez. Atalık tohumla yetişen tüm meyve ve sebzelerin ortak özelliği mevsiminde yetiştirilip tüketilmesidir. Örneğin, atalık tohumlu bir domatesi kışın yemek mümkün değildir. Atalık tohumu ile üretilen sebze veya meyveler vitamin ve mineraller açısından oldukça zengin olmalarının yanı sıra, lezzetleriyle de kolayca ayırt edilebilir.

Atalık Tohumun Korunması ve Yetiştirilmesi

Ata tohumlarının yetişmesi için hava şartlarının ve iklimin bitkinin yaşamasına uygunluk göstermesi gerekir. Atalık tohumda ürünün yetiştirildiği bölge oldukça önemlidir. Çünkü ürün sadece uygun coğrafya ve toprakta gelişir ve yalnıza bu üründen verim alınır. Atalık tohum sürekli ve kalıcı bir tohum olduğu için tohum elde edilen üründen bir sonraki yılın ekimi için ayrılabilir.
Atalık tohumu modern tohumla karşılaştırmak mümkün değildir. Atalık tohumları buzdolabı gibi ortamlarda uzun süre saklamak mümkün değildir. Yapılarında hormon veya koruyucu kimyasallar bulunmadığından yerel tohumlar kısa sürede bozulabilir. Atalık tohumlar gen bankaları gibi korunmuş bir yerde muhafaza edilmediğinde ömürleri dört beş yılı geçemez. Daha yaşlı tohumlar ekin veremez. Yanmış tohumlarla da ürün yetiştirilemez. Kültürel mirasın en önemli unsuru olarak görülen sertifikalı atalık tohumların hastalıklara karşı korunması ve zorlu iklim koşullarını tolere edecek önlemlerin alınması gelecek nesillere aktarılmaları açısından önemlidir.

Atalık Tohumun Önemi ve Türkiye’den Örnekler

Temiz, lezzetli, iyi gıda, şehir hayatından doğaya dönüş, sağlıklı beslenme trendi giderek yaygınlık kazanırken mutfaklarda endemik bitkiler ve geleneksel pişirme yöntemleri yeniden popüler hale gelir. Yerel malzeme kullanımının artışına paralel olarak tarımda atalık tohumdan üretilen sebze meyveler de yaygınlık kazanmaya başlar. Mevcut atalık tohumlar, doğal ve yapay seçilime rağmen var olacak kadar şanslı olmalarının yanı sıra, yerel damak zevkine de uygundur. Ayrıca, zengin genetik çeşitliliğe sahip atalık tohumlar birçok farklı türün üretilmesini sağlar.
2017 yılında Ata Tohumu Projesi kapsamında başlayan atalık tohum çalışmaları topraklarımızda yetişen ürünleri koruma ve sonraki nesillere miras olarak aktarma amacını taşır. Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesindeki kurum ve kuruluşlarla iş birliği içinde yürütülen proje, ülkemizin her bölgesinde doğal üretimin yeniden canlandırılmasını hedefler. Kandıra biberi, Samsun köy hıyarı, Ayaş bodur domatesi gibi özel türler bu ürünler arasında yer alır. Bakla, mercimek, patates, börülce, ıspanak, pancar, soya, yulaf, mısır, arpa, çavdar, karpuz, kavun için yetiştirilme çalışmaları sürer.
Anadolu, buğday cinslerinin %75'ine ev sahipliği yapar. Çanakkale'den Karakılçık ve Sarı Özberk, Kütahya'dan Kobak ve Havran Kızılcaları, Çankırı'nın Üveyik, Kastamonu'nun siyezi bunlardan bazılarıdır. Tohum yetiştirme sayesinde yerel çeşitler farklı bölgelere aktarılabilir. İlk tarımsal faaliyetlerden uzun yıllar sonra yetiştiriciler, binlerce çeşit geliştirir. Atalık tohum, yaşadığımız topraklardaki önemli tarihi simgesidir. Topraklarımızda yetişen bitkilerin özgünlüğünü, zenginliğini ve çeşitliliğini temsil eder. Geçmişin mirasını geleceğe aktardığı için atalık tohumun korunması, tanınması ve yetiştirilmesi tarımın geleceği için oldukça önemlidir.

Bitkilerden Tohum Nasıl Alınır?

Atalık tohumları korumak sadece geleneği sürdürmeye değil, aynı zamanda yıllık bahçe bütçenizi azaltmanın ve bitkilerin genetik çeşitliliğini korumaya da yardımcı olur. Aynı zamanda, tohumdan bitki yetiştirmek daha basit ve tasarruflu bir yöntemdir. Tohum hasadından önce sağlıklı bitkiler yetiştirmeniz gerekir. Çiçeklenme ve tohum oluşum aşamalarında yeterli sulama, sağlıklı tohum büyümesi için hayati önem taşır.
Gelecek sezon için yetiştirdiğiniz bitkiler arasından tohum seçerken, sağlıklı, sağlam bitkileri tercih etmeniz uygun olur. Canlılığı ve verimi en üst düzeye çıkarmak için tohumların tamamen olgunlaşmasına izin vermeniz önemlidir. Bitki üzerinde kurumaya bırakılan tohumların tam olgunlaşması için bitkinin yaşam döngüsünün sonunda belirli bir kuruma dönemi gerekir. Tüm genetik özellikleri korumak için çok çeşitli bitkilerden tohum toplamak önemlidir. Hastalıklı veya atipik bitkiler hariç, tüm bitkilerinizi olgunluğa kadar besleyip her birinden eşit sayıda tohum alabilirsiniz. Tohum hasadı yapmanın birkaç farklı yöntemi şöyle sıralanabilir:

1.Kuru tohum hasadı

Kuru tohum hasadı için, kabuklarıyla birlikte tohumlar toplanıp kurumaya bırakılır, ancak tohumların bitki üzerinde kurumasına izin vermek genellikle daha doğru olur. Kabuklarıyla birlikte toplanan tohumlar, kabukları kolayca parçalanana kadar on veya on beş gün boyunca kuru bir yerde saklanabilir. Tohumları kabuklarından ayırırken büyük parçaları elinizle alabilir, daha küçük parçaları ise elek yardımıyla veya üfleyerek uzaklaştırabilirsiniz. Elemek için farklı boyutlardaki eleklerden yararlanılabilir. Daha büyük boydaki tohumlar için fan kullanmak oldukça yardımcı olabilir.

2.Yaş tohum toplama

Yaş tohumların toplaması için meyvelerin tamamen olgunlaşmasını beklemelisiniz. Bu, genellikle, meyvenin yenebileceği aşamayı geçmesi gerektiği anlamına gelir. Olgunlaşan meyveler toplanıp, tohumlar nazikçe meyvelerden ayrılarak bir kap su içinde temizlenebilir. Geriye kalan tortular ve ölü tohumlar suyun üzerinde yüzerek birikir. Tohumlar yıkandıktan sonra, sudan çıkarılarak yapışmayacakları bir yüzey üzerinde kurumaya bırakılır.

3.Fermantasyon yöntemi

Domates gibi bazı bitkilerin tohumları fermantasyon yöntemiyle hasat edilir. Bu tür bitkilerin tohumlarını alma işlemine tohumlar ve meyve posası sıkılarak bir kavanoza koyulur. Kavanoza içerisinde tohum ve meyve posasının yarısı kadar su eklenmelidir. Karışımı, iki ile beş gün boyunca, 24-30 ℃ kadar ılık bir yerde saklamanız gerekir. Bu süre içinde karışım kabarmaya ve üzerinde ince beyaz küf tabakası oluşmaya başlar. Küfü bir gün gözlemlendikten sonra, karışım süzülerek tohumlar ıslak tohum hasadı yöntemine göre temizlenir.
Tohumları saklamadan önce, iki hafta veya daha fazla süre iyi havalandırılan bir yerde kurutmanız gerekir. Küflenmenin önlenmesi için tohumların tamamen kuru olması, eğilip bükülme yerine, ikiye ayrılması önemlidir. Tohumları hava geçirmez bir kapta, serin ve kuru bir yerde saklayabilirsiniz. Uzun süreli depolama için, tohum kabının sıcaklık veya nem dalgalanmalarından uzak kalacağı bir yerde bulunması gerekir. Kullanılan tohumun atalık tohum olup olmadığını anlamak için tohumun üç kez ekilip her üç seferde de aynı ürün kalitesini verdiğinden emin olmalısınız.



Tıbbi ve aromatik bitkilerde tohum söyleyişi

Yerel (ata tohumu, organik tohum) tohum demek sadece sağlıklı besin demek değildir. Yerel tohum bizim geleneklerimiz ve kültürümüzdür. Yerel tohum atalarımızın bize mirasıdır ve bizden sonraki nesillere de miras kalacaktır.

Rehberimiz çıktı, üreticilerle tohumları paylaştık ve şimdi ekim zamanı... Aynısafa, ekinezya, çörek otu, karabuğday, kişniş... Tohumlarımız yeşerecek ve meyve verecekler. Bu meyve ya tohumuyla ya yaprağıyla yada çiçeği ile olacak. 

Güdül'de 30 üreticiyle buluşmamızdan sonra kalan tohumları Ankara'dan 30 üreticimizle paylaşacağız. 

Güdül İçin Şifalı Bitkiler Rehberi

GEF SGP desteği ile Besler Şifa Atölyesi olarak Başkent ve İç Anadolu’nun ilk ve tek sakinşehri olan Güdül ilçesi’nde Sorgun Göleti Tabiat Parkı, ormanlık alanları, Kirmir Çayı, Süvari Çayı, İlhan Çayı gibi doğal güzellikleri fark ettik ve doğal yaşam üreticileri ile çalışmalar yapmayı hedefledik. 

Sakin Şehir Güdül Şifa Yolu Projesi sürecinde aromaterapi kapsamında “Şifalı Ürünler Atölyeleri” ve ekoturizm kapsamında köylerde “Doğal Yaşam Eğitimleri ve Atölyeleri” yapıldı. Şirdan peynir ve ekşi maya ekmek atölye eğitimlerine köylerden 25 kişi ve doğal yaşam çevrimiçi eğitimlere ortalama 450 kişi katıldı. Proje; Ekoturizm, Tıbbi Aromatik Bitki Yetiştiriciliği ve Doğal Yaşam Eğitimleri ile devam edecektir. Projede Dr. Öğr. Üyesi Gülay Çoksarı ile başlayan süreç boyunca Güdül ve çevresinde yetişebilecek 25 adet tıbbi ve aromatik bitki yetiştiriciliği ve kıymetlendirilmesi üzerinde duracağız.

Tavsiyelerimiz çoklu üretim olduğunu da unutmayalım. Agroekoloji ve Permakültür ile tıbbi ve aromatik bitkilerin her bahçede yetiştirilebileceğini savunuyoruz. Tabi bu türler tarla, küçük aile çiftlikleri, bahçe ve bostanlar için uygun olduğunu belirtmek isteriz. Daha çok üretici üretebilsin ve daha çok tüketici aracısız bu ürünlere ulaşabilsin diye tıbbi ve aromatik bitkilerin balkonda da üretimi savunuyoruz. 

Rehber için geniş bir literatür taraması yapılarak her bitkinin toprak ve iklim talepleri; arazi hazırlığı ve ekim- dikim; sulama, gübreleme ve bakım; kullanım alanları; hasat ve kurutma özellikleri verilmiştir. Yetiştiricilik için önemli ve kısa bilgiler yanında her bitkinin fotoğrafı verilmiştir. 

Rehberin hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ederiz. Bu rehber sayesinde, tıbbi ve aromatik bitkilerin yetiştirilmesi yöntemleri hakkında bilgi sahibi olunabilecektir ve bitkilerle yaşam için doğal çözümler sunacaktır.

Rehberi indirmek için tıklayınız


Güdül İçin Tıbbi ve Aromatik Bitkiler

Hiç yorum yok 0

Genç Lokman Hekimlerin Şifa Kapısı Projesi ekibi olarak güdül ve çevresinde araştırmalar yaptık ve literatürü araştırdık. Bu civarda yetişebilecek 23 tıbbi ve aromatik bitki üzerinde duracağız.

Tavsiyelerimiz çok üretim yanında çoklu üretim olduğunu da unutmayalım Permakültür ile tıbbi ve aromatik bitkilerin her bahçede yetiştirilebileceğini savunuyoruz. Tabi bu türler tarla, küçük aile çiftlikleri, bahçe ve bostanlar için uygun olduğunu belirtmek isteriz.

Daha çok üretici üretebilsin ve daha çok tüketici aracısız bu ürünlere ulaşabilsin diye tıbbi ve aromatik bitkilerin balkonda da üretimi savunuyoruz.

Adaçayı, kekik, lavanta, fesleğen, nane, oğulotu, altınotu, aynısefa, kuşburnu, rezene, anason, kimyon, kişniş, kökboya, safran, aspir, çemen, ekinezya, çörekotu, sarı kantaron, biberiye, mercanköşk, çuha çiçeği olmak üzere Sakinşehir Güdür'de yetişmesi mümkün 23 bitkiyi sıralayabiliriz.

Genç Lokman Hekimlerin Şifa Kapısı Projesinin ilk eğitimi Ankara çevresi ve özellikle Güdül ilçesine uygun bitkilerin yetiştirilme teknikleri, piyasa durumları ve kıymetlendirilmesi eğitimi verildi. Eğitimler Doç. Dr. Sabri Erbaş, Serhat Erbaş ve Mustafa Çetin tarafından 11 ayrı ders olarak verildi. Eğitimler ücretsiz yapılmış ve katılım belgesi verilmiştir.

Eğitim tarihleri 15 Şubat-15 Mart 2021 arasında 11 ders olarak belirlenmiştir. Bu eğitim 300 kişi ile çevrimiçi olarak verilmiştir. Boyar Itri ve Tıbbi Bitkiler Yetiştirilmesi ve Kıymetlendirilmesi (BITKI) Eğitimleri daha sonra tıbbi ve aromatik bitkiler sektörü ve arazi programlarıyla devam etti.

1.    Adaçayı çeşitleri: Çok yıllık, bakımı kolay, hastalıklara dirençli adaçayı çeşitleri Güdül’ün bahçe ve bostanlarında yerlerini alabilir. 

2.     Altınotu (Ölmez çiçek): Altın otu yani Helichrysum, "ölümsüz" veya "sonsuz" anlamına gelen çiçekli bir bitkinin Latince adıdır.Egzotik, baharatlı kokusuyla ünlü birçok parfüm üreticisi, ürünlerinde helichrysum kullanır.Helichrysum yağı, genellikle sakinleştirici, rahatlatıcı ve ruh hali üzerinde dengeleyici etkileri olduğu bilinen ester adı verilen kimyasal bir gruptan oluşur.Uçucu yağı, iltihap önleyici, mantar önleyici ve bakteri önleyici özellikler gibi büyük tıbbi değere sahiptir. Lekelerin, ince çizgilerin iyileşmesine yardımcı olur ve ayrıca kırışıklıklar, sivilceler üzerinde etkilidir.

3.   Anason: Ülkemizde ve tüm Akdeniz ülkelerinde tarımı yapılmaktadır. Özellikle Burdur, Balıkesir ve  İzmir'de yetiştirilir. Tohumundan, yağından faydalanılabilir. Balgam söktürücü, süt artırıcı, gaz şişkinlikleri, astım ve bronşit tedavilerinde kullanılır.

4.   Aspir: Aspir eski bir tarım bitkisidir. Aspirden boya maddesi olarak yararlanılmaktaydı. Çeşitleri bulunur. Güçlü bir peklik gidericidir. Yüksek kolesterol ve damar sertliği için önleyici olarak kullanılır. Ülkemizde Amasya, Yozgat, Kayseri, Elazığ, Isparta ve Siirt çevresinde 1300 metreye dek yetişmektedir. Yapraklarından, çiçeklerinden, tohumundan ve tohumundan yapılan yağdan faydalanılır.

5.     Aynısafa: Çok yönlü kullanımları olan, sarı-turuncu çiçekleriyle dekoratif görünüme sahip, çok kolay yetişten bir şifalı bitkidir. Yaprakları taze veya kurutulmuş olarak kullanılır. Yaprak ve çiçeklerinden yapılan merhem çok çeşitli cilt sorunlarına karşı etkilidir. Aynısafa aynı zamanda, domates başta olmak üzere yakınındaki ana mahsulleri mantar ve diğer zararlılardan koruma özelliğine sahiptir. Bizler deneyimlerimizde aynısafanın yabani otları da baskıladığını, bulunduğu alanda ayrık otunu bile bastırdığını gözlemledik.

6.     Biberiye: Ege ve Akdeniz bölgelerinde olduğu kadar rahat gelişmese de, yine çok yıllık ve dekoratif bir bitki olarak Güdül’de bahçelerde ek mahsul olarak yetiştirilebilir. Bol miktarda çıkan ince yaprakları kurutularak baharat olarak kullanılır.  Bol C vitamini içerir. Bağışıklığı güçlendirici özelliği vardır.

7.   Çemen, (Trigonella foenum graecum): Diğer bir adı çimen veya boyotudur. Çemen adıyla pastırma çevresinde kullanılır. Kekik, tavşancıotu ve kırlangıç otu ile birlikte "sevgi iksiri" olarak anılır. Tıbbi olarak göğüs yumuşatır. Karaciğer ve böbrek hastalıkları da başta olmak üzere bir çok alanda kullanılabilir.

8. Çörekotu, çok eskiden beri bilinen kültür bitkisidir. Soğuğa, sıcağa ve susuzluğa dayanıklığı olduğundan Ankara ve çevresinde kaliteli ve yüksek verim alınabilir. Baharat, kesme çiçek, ilaç sanayisi, kozmetik ve yağ olarak kullanımı bulunmaktadır. Anavatanı ülkemiz olan çörekotu dışalım talepleri artmaktadır. İşleme kolaylığı ve pazar talebinin artış avantajları dikkate alındığında karlı bir üretim olarak değerlendirilmektedir.

9.   Ekinezya, Asıl vatanı Kuzey Amerika'nın ortası ve güney doğusudur. Çok eski zamanlarda Kızılderililer tarafından yaralarına ezilerek kullanılmaktadır. Tıbbi alanı geniştir. Bitkinin tümü kullanılır. Çiçek verdiği müddetçe yani hazirandan ekime kadar açar bu dönemler toplanabilir.Ekinezya iç ve dış enfeksiyonlar başta olmak üzere Ms ve AIDS gibi bir çok hastalıkta kullanılmaktadır.

 10.  Kekik (Thymus) çeşitleri: Güdül doğasında ‘limon kekiği’ gibi pek çok çeşidi bulunan, bakım isteği az, zararlısı olmayan, çok yıllık bir bitkidir. Bahçelerde ana veya yan ürün olarak değerlendirilebilir.

 11.  Kimyon: Anavatanı Doğu Akdeniz Kıyılarıdır. Dezenfektan olarak çıbanlarda, cilt hastalıklarında, yanıklarda, kulak ve diş ağrılarında kullanılır. Aynı zamanda gaz söktürücü, sindirim bozukluklarını tedavi edicidir. Ülkemizde en çok Konya, Ankara ve Eskişehir'de yetiştirilir.

 12.  Kişniş: İçeriğindeki linalool etken madde nedeniyle önemli düzeyde antioksidan, antikanser, antimikrobiyal ve antienflamatuar aktivite gösteren kişniş, tek yıllık bir bitki olup, genelde tropikal bir iklim bitkisi olarak bilinse de geniş bir adaptasyon yeteneğine sahiptir. Bitkinin tohumları iştah açıcı, gaz söktürücü, hazmı kolaylaştıcı olarak kullanılmaktadır.

 13.  Kokulu menekşe ve çuhaçiçeği: Büyük alanlarda yetiştirilmesi verilmli olmasa bile, gölgeyi sevmeleri ve çok erken dönemde (Mart) hasat edilebilmeleriyle öne çıkan iki şifalı bitkidir. Kurutumuş çiçek ve yaprakları tıbbi değer taşır. Evlerin kuzey cephelerinde, bahçelerin gölgede kalan ve sulak kısımlarında denenebilir.  

 14.  Kökboya: Anavatanı Güney Avrupa, Anadolu, Doğu Akdeniz Kıyıları ve Asya'dır. Köklerinden boya olarak faydalanılır. Aynı zamanda böbrek taşları, kansızlık, kemik veremi hastalıklarında kullanılır. Ülkemizde yaklaşık 1500 metreye kadar yetiştirilebilir.Kumlu, balçıklı, humuslu, ıslak olmayan nemli toprakları sever.

 15.  Kuşburnu: Gülgiller familyasındandır. Boyu 3-4 metreye kadar uzayabilir. Yol kenarları, çimenlikler ve tepeliklerde yabani olarak yetişir.

 16.  Lavanta: Sevilen bir aromatik bitki olarak pazarı bulunduğunda büyük ölçekte de üretilebilecek bir aromatik bitkidir. Hoş kousu ve cilde yararlı özellikleriyle kozmetik değeri yüksektir. Sulama ihtiyacı çok azdır ve zararlısı neredeyse hiç yoktur. Bizler daha çok bahçe ve bostanlarda küçük ölçekte ve zararlıları uzaklaştırmak için yardımcı bitki olarak kullanılmasını öneriyoruz.

 17.  Melisa (oğulotu): Çok yıllık, yapraklarından yılda dört-beş kez hasat alınabilen, kurutularak değerlendirebilen bir bitkidir. Kolay yetişir ve yazın sulama ihtiyacı orta düzeydedir. Güdül doğasında yabani çeşitleri de mevcuttur. Uyku verici ve sakinleştirici özellikleriyle, lezzetli çayı sevilerek tüketilir.

 18.  Mercanköşk / bilye kekik (Oregano) çeşitleri: Güveyçiçeği olarak bilinen çeşidi Güdül’de yabani olarak da yetişen çok yıllık bir aromatik bitkidir. Kekik gibi kurutularak baharat olarak kullanılır.

 19.  Nane: Nane ekilen alanın büyüklüğü açısından muhtemelen bugün dünyadaki en önemli ticari aromatik bitkidir. Nane yaprakları karakteristik, tatlımsı, güçlü bir kokuya ve aromatik, sıcak, keskin ve serinletici bir tada sahiptir. Esansiyel yağları M. Piperita menton, izomentonun ve mentolün farklı izomerlerinin baskınlığı ile karakterize edilir. Nane yağı, sakızlar, şekerlemeler, dondurmalar, tatlılar, unlu mamuller, tütün ve alkollü içeceklerin tatlandırılmasında geniş uygulama alanı bulmaktadır. Farmasötik ve oral preparatların tatlandırılmasında da sıklıkla kullanılır. Aromaterapi de ise sinuzit, mide ve sindirim sistemi üzerinde spazm önleyici ve sakinleştirici, bulantı tedavisinde klinik çalışmalar ile ispatlanmış bir çok fayda içermektedir.

 20.  Reyhan / fesleğen: Tek yıllık olmasına karşın çok kolay yetişmesiyle ve tarım zararlılarını uzak tutmasıyla değer kazanan, yaprakları baharat olarak kullanılan bir bitkidir. Bahçe ve bostanlarda ek ürün olarak rahatlıkla yetiştirilebilir.

 21.  Rezene: Sütü artırdığı, böbrek hastalıklarına iyi geldiği bilinir. Balgam ve idrar söktürücü, iştah açıcı, sindirimi kolaylaştırıcı olarak kullanılır. Ülkemizde Ege ve Akdeniz bölgelerinde tarımı yapılır. Çok nemli olmayan, humuslu, kumlu balçıklı toprakları sever.

 22.  Safran: Soğanlı bir bitki olan safran, iki veya çok yıllık otsu bir tıbbi aromatik bitkidir. Ülkemizin çeşitli bölgelerinde yaşanan iklim safran tarımı için uygun olup, safran kuraklığa ve soğuğa dayanıklı bir bitkidir. Ticarete konu olan kısmı safran çiçeğinin dişi organlarının stigmasıdır. Diüretik, ağrı kesici, iltihap kurutucu, karaciğer koruyucu, iştah baskılayıcı, uykusuzluk giderici, antidepresan etkileri olduğu bilinmektedir.

 23.  Sarı kantaron: (Hypericum perforatum L.) Kılıç otu olarak bilinir ve açık yaraların iyileşmesinde tercih edilir. Özellikle cilt sorunlarının çözümü için kullanılan Sarı Kantaron bitkisi ruh sağlığı üzerinde de olumlu etkiye sahiptir. Yağ, çay veya tentür olarak kullanılır. Güneşe çıkarken tavsiye edilmez.

Genç Lokman Hekimlerin Şifa Kapısı Projesi 15 Şubat 2021- 15 Ocak 2022 tarihlerinde yürütülmüştür. Yeni GEFSGP projemiz kabul olursa bu bitkilerden yeni ürünler elde etme üzerine çalışacağız.

Bu yayın Mustafa Çetin ve Zeliha Güreşen, Emine Badır Efiloğlu, Huri Akgüngör, Didem Karabaş, Merve Güngör ve tarafından hazırlanmıştır.

© www.beslersifa.com | Her hakkı sağlıklıdır.
Coded by @suleymancetinx | ile yapılmıştır.