Ad

Şifalı yağ gülü ile ilgili kısaca herşey...

 Gül, kesme çiçek, dış mekan ve saksı bitkisi olarak süs bitkileri sektörü, tıbbi ve aromatik bir bitki olarak ise gıda, parfümeri ve kozmetik endüstrisinde önemli bir yere sahiptir. Dünyada Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Kuzey Amerika’da yaygın olarak yayılış gösteren 100’ün üzerinde gül türü olmasına rağmen, çoğunun koku özelliklerinin birbirlerinden farklı olduğu bildirilmiştir (Antonelli et al. 1997). 

Dünyada uçucu yağ üretiminde kullanılan baslıca dört gül türünden (Rosa damascena Mill., Rosa gallica L., Rosa moshata Herrm ve Rosa centifolia L) en önemlisi Rosa damascena Mill.’dir. Rosa damascena Pembe yağ gülü, Sam gülü, Isparta gülü ve Damask gülü gibi isimlerle de bilinmektedir. Rosa damascena’nın dünyada başlıca yetiştirme alanları Türkiye, Bulgaristan, Güney Rusya ve Fas olmakla birlikte, en fazla üretimi Türkiye (Göller Bölgesi) ve Bulgaristan’da (Kazanlık) yapılmaktadır. 

Yağ gülü Türkiye’de “Isparta Gülü” olarak 1888’den beri (120 yıldır), Bulgaristan’da ise “Kazanlık Gülü” olarak 1664’ten beri (340 yıldır) yetiştirilmekte olup, bu gül türünden elde edilen gül yağı dünya piyasalarında ‘Türk gül yağı’ ve ‘Bulgar gül yağı’ olarak bilinmektedir (Baydar, 2006). Göller bölgesinde yağ gülü üretimi Isparta, Afyon, Burdur ve Denizli illerinde yapılmaktadır. 

Isparta, geçen 120 yıl içerisinde hem bölgenin hem de dünyanın en önemli yağ gülü ve gül yağı üretim merkezlerinden birisi haline gelmiştir. Isparta ilini de içine alan Göller yöresinde 20.000 da alanda her yıl yaklaşık 10.000 ton kadar taze gül çiçeği gül yağı fabrikalarında islenmekte ve basta gül yağı olmak üzere gül suyu, gül konkreti ve gül absolütü gibi önemli endüstriyel ürünler elde edilmektedir (Kürkçüoglu ve Baser, 2003). Bunlar, taze toplanmış gül çiçeklerinin birer damıtma (distilasyon) ve ekstraksiyon ürünüdürler. Gül yağı ve gül suyu damıtma ile konkret ve absolüt ise ekstraksiyon ile elde edilmektedir. Gül yağı, parfüm, kozmetik ve ilaç endüstrisinin en değerli hammaddelerinden birisidir. Ayrıca taze gül çiçekleri ve gül posasından elde edilen ekstrelerin antioksidan ve anti-bakteriyel etkilerinin yüksek olduğu bilinmektedir . Gül çiçeklerinin diğer aromatik bitkilere kıyasla uçucu yağ oranı çok düşük (%0.03-0.04) olup, fabrika koşullarında yaklaşık 3.5 ton veya ortalama 1.250.000 adet taze çiçekten sadece 1 kg gül yağı elde edilebilmektedir (Baydar ve ark., 2007). 

Bu amaçla, Göller yöresinde basta Başmakçı Gül-Koop olmak üzere her yıl 1 tona yakın kuru gül çiçeği üretimi yapılmakta ve bu kuru güller basta Almanya ve Fransa olmak üzere bazı Avrupa ülkelerine ihraç (10 €/kg) edilmektedir. 

Süleyman Demirel Üniversitesi Gül ve Gül Ürünleri Araştırma ve Uygulama Merkezinde (GÜLAR) Araştırmalar yapılmakta ve GÜLAR’a ait Yağ Gülü Araştırma Bahçesi’nden çeşitli araştırmalar yapılmaktadır.

Nitekim Gülbirlik ve sanayide ki Gül üzerine olan fabrikalar mamul olarak işlenip piyasaya sürülmektedir. Fakat daha ayrıntılı kozmetik açısından dünya standartlarına çıkılamamış kekik,lavanta,..vb ürünlerle beraber gül de nerdeyse yarı mamul olarak piyasaya sürülmektedir.

  1. Baydar, H.  Tıbbi Aromatik Ve Keyf Bitkileri Bilimi Ve Teknolojisi Süleyman Demirel Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Yayın No:51, Isparta, 2007

Fransa’nın bu konuda sanayide ki atılımları ve dünyaca ünlü markaları olmasının sebebi daha iyi şartlarda ve daha iyi araştırma geliştirme yapmasından kaynaklandığı söylenilebilir.

Bu yayın Ankara Sincan- Besler Şifa Atölyesinde hazırlanmıştır.

Tıbbi ve aromatik bitki Ticaretinin Türkiye’deki Durumu

Türkiye’de 70 kadar bitkinin ihracatının yapıldığı belirtilmektedir. Mat tarafından yapılan bir çalışmaya göre, 1991 yılında Türkiye’den tedavide ve sanayide kullanılan 100 civarında bitkisel droğun ihraç edildiği belirlenmiştir (Mat,1992).

Tıbbi ve aromatik bitkilere olan talebin artması, sektörünün hızlı gelişiminin yanında çok geniş olmasından dolayı kayıt altına alınmasının zor olması, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının kayıtlarının yetersiz olması yurt içinde tıbbi ve aromatik bitkiler ve ticareti üzerine araştırma yapmayı oldukça zorlaştırmaktadır.

Yurtiçi ilgili kurumlardan derlenen istatistiksel rakamlar Türkiye’nin 1999 - 2003 yıllarını kapsayan beş yıllık tıbbi ve aromatik bitkiler ihracat miktarlarının yıllara göre 33.000 ile 52.000 ton arasında gerçekleştiğini göstermektedir (Özgüven ve ark.,2005).

Türkiye’de iç ve dış ticareti yapılan tıbbi ve aromatik bitkiler hakkındaki kapsamlı bir çalışmaya göre bitki türü sayısı alt türler de dahil olmak üzere 347 adet olup, bunlardan 139 türün ihracatı yapılmaktadır. Bu bitkiler genellikle diğerleri adı altında ihraç edilmektedir. Ticareti yapılan ve Tablo 3’de yer alan bitki türleri içerisinde kimyon, kekik, anason, rezene, çemen, kişniş, nane ve çörek otunun kültürü yapılmakta olup, bu bitkilerin üretimleri diğer kültür bitkilerine oranla oldukça sınırlıdır (Özgüven ve ark.,2005).

Türkiye’nin tıbbi ve aromatik bitki ihracatında ABD değerce %49, miktarca %63 pay ile en ön sırayı almaktadır. ABD’nin toplam bitki ithalatında ise, miktar yönünden Türkiye Çin’den sonra ikinci sırada bulunmaktadır.

Uluslararası anlaşmalar (CITES) çerçevesinde yasaklanmış olmasına ve ülkemizde bu konuda yasal düzenleme ve yönetmelik bulunmasına karşın, her yıl Türkiye’den tonlarca bitki soğanı, yumrusu, rizomu ve diğer bitki parçalarının doğadan toplanarak yurtdışına gönderildiği bilinmektedir. 1999–2003 yılları arasında Türkiye’den ihracatı yapılan soğanlı ve yumrulu bitkilere ait değerlere bakıldığında toplam 448 ton soğan ve yumru ihracat edilirken, 2.265.000$ gelir elde edilmiştir. Ülkemizden en fazla soğanlı ve yumrulu bitkiler ithalatı yapan ülkelerin başında Hollanda, İsrail ve Romanya gelmektedir. Doğadan en fazla sökülen ve ticareti yapılan bitkiler ise, salep, kardelen ve siklamen türleridir (Özgüven ve ark.,2005).

Birçok tıbbi ve aromatik bitkinin ihracatını yapan Türkiye, aynı zamanda bazı bitki türlerinin ithalatını da yapmaktadır. Belirtilmesi gereken bir husus, Türkiye’nin birim ihraç değeri düşük tıbbi ve aromatik bitkiler ihraç ettiğidir. Bunun nedeni, kurutmadan başka işlem görmemiş ya da nadir olmayan tıbbi ve aromatik bitki ihracatçısı olmamasıdır (Başer,1990). İnsanlık tarihi kadar eski olan bu ürünler ülkemiz potansiyeli de göz önünde bulundurulursa bu sektörde çok büyük bir atılım yapılabilir.

Halk hekimliği, 'Geleneksel tıp' ile aynı anlamda kullanılır ve öz olarak toplumların inanç, gelenek ve değer sistemleri ile ilgili tıbbi uygulamalar bütünüdür. Etnobotanik, geleneksel tıbbın ortaya koyduğu tedavi yöntemlerini ve geleneksel tıbbın kullandığı ilaçların araştırmasını yapmaktadır. Anadolu halk hekimliğinde geleneksel olarak en yaygın bitkisel ilaç hazırlama şekillerinin infüzyon {infusa), dekoksiyon (decocta), merhem (ungüenta), tentür (tincturae), tıbbi yağ (olea medicata.. gibi), kokulu yağ (olea aromática.. gibi) ve ekstre/hulasa (extracta) olduğu görülmektedir.

  1. Özgüven,M.,Sekin,S.,Gürbüz,B., Şekeroğlu,N.,Ayanoğlu,F.Ve Erken,S., Tütün, Tıbbi Ve Aromatik Bitkiler Üretimi Ve Ticareti, Türkiye Ziraat Mühendisleri Odası Teknik Kongresi, I. , Ankara, 2005, 481-501
  2. Mat, A., Türkiye Droglarının Dış Satımında Görülen Gelişmeler, Marmara Üniversitesi Eczacılık Dergisi, 8 (1992), 129-134.
  3. Başer, H.C., Tıbbi ve aromatik bitki Ve Baharatların Dünyada Ve Türkiye’de Ki Ticareti Ve Talep Durumu”, Tarım Orman Ve Köyişleri Bakanlığı Dergisi, 53 (1990), 18-22
Bu yayın Ankara Sincan- Besler Şifa Atölyesinde hazırlanmıştır.


Tıbbi ve aromatik bitkilerin kullanım tarihçesi

Tıbbi ve aromatik bitkilerin tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. Hakkâri’nin güneyinde Kuzey Irak’ın kuzey sınırında bulunan Şanidar mağarasında Neanderthal insana ait iskeletlerin bulunduğu mezarlarda tıbbi ve aromatik bitkilere ait polenlere bolca rastlanmış olması M.Ö. 50.000 yıllarında o bölgede tıbbi ve aromatik bitkilerin kullanıldığının kanıtı olarak gösterilmektedir. Son 5000 yıllık dünya tarihinde bütün uygar kavimlerin bıraktığı eserler bitkileri hastalıkların tedavisinde kullandıklarına işaret etmektedir. Bunlar arasında Asurluları, Sümerleri, Hititleri, eski Mısırlıları ve daha yakın zamanlarda Roma, Grek, Bizans ve Osmanlı medeniyetlerini sayabiliriz. Geleneksel Çin Tıbbi ile Hindistan alt kıtasında hüküm süren Ayurveda, Siddha ve Yunani tıp sistemleri de çok köklü bir geçmişe sahiptir (www.derki.com).

“Pontos Kralı Mithridates (MÖ 132-63) zehirlenmelere karşı panzehir olarak hazırladığı (terkibinde 48 drog bulunuyordu) ilaçlarla çok ünlenmişti. Mithridates'in ilaçları sonradan Tiryak (Theriacd) adıyla meşhur olmuştur.

1539'da Kanuni Sultan Süleyman tarafından annesi Hafize Sultan adına Manisa'da yaptırılan darüşşifanın ilk başhekimi olan Merkez Efendi tarafından yapılıp halka dağıtılan 'Mesir Macunu' da bir nevi tiryak idi ve yapısında 41 farklı drog bulunuyordu.

Sümerlilerin başını çektiği Eski Mezopotamya tıbbında tedavide sihirli sayıların gücüne inanılır, 3 ve 7'nin katlan bu amaçla çok tercih edilirdi. Eski Mısırlılar, tıbbi ve aromatik bitkilerin kullanımı konusunda oldukça ileri bir seviyeye ulaşmışlardır. Örneğin 1872 yılında Ebers tarafından keşfedilen ve MÖ 1550 yılına ait olduğu tahmin edilen bir papirüste 450 kadar hastalıktan ve bu hastalıkların tedavisinde kullanılan bitkisel ve hayvansal ilaçlardan bahsedilmektedir.

Modern tıbbın kurucusu sayılan Hippokrates (MÖ 460-377) külliyatında 236 tür tıbbî bitkiden ayrıntılı olarak bahsetmektedir. Eski Yunan tıbbini devam ettiren Roma İmparatorluğu döneminde Plinus (MS 23-79), Dioscorides (MS 40-90) ve Galenos (MS 129-199) gibi dünyaca ünlü tıp hekimleri yetişmiştir. Galenos, bitkilerden ilaçların nasıl hazırlanacağını tarif etmiş ve bunlara 'Galenik preparartlar' denilmiştir.

Tıbbi Ve Aromatik Bitkiler Ve Homeopati
18. yüzyıla gelindiğinde en önemli tıbbi uygulamalardan birisi de homeopati olmuştur. Homeopati ilk defa Samuel Hahnemann (1755-1843) tarafından bilimsel olarak araştırılmaya başlanmıştır, Homeopatide temel yaklaşım; her bir hastalığın gözle fark edilebilen belirtileri vardır ve bu hastalık bu belirtileri sağlıklı insanlarda doğal olarak gösteren bitkilerle tedavi edilebilir. Örneğin soğan doğranırken doğal olarak gözler yaşarır. İşte, göz yaşarması şeklinde belirtiler veren bir hastalığın tedavisinde de soğan kullanılır. Yine, ısırgan otu ciltte tahriş yapar; homeopatik ilaç olarak ta cilt tahrişlerine iyi gelir (BAŞER, 1997).

Fitoterapi ve Aromaterapi
Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) tarifine göre bitkisel ilaç; bitkisel drog ve karışımlarını olduğu gibi veya değişik preparatları halinde biyoaktif madde olarak taşıyan tıbbi ürünler veya müstahzarlardır. Tıbbi ve aromatik bitkiler ve bitkisel ilaçlar kullanılarak yapılan tedaviye 'Bitkilerle Tedavi' anlamında 'Fitoterapi' denilmektedir. Bu terim ilk olarak Fransız hekim Henri Lecreck (1870-1955) tarafından kullanılmıştır. Modem tıp ile geleneksel tıp arasında önemli bir köprü görevi gören fitoterapi, insan sağlığı hususunda en ucuz ve en sağlıklı tedavi şekillerini araştırmaktadır.

20. yüzyılda bitkisel ilaçlar ve geleneksel tıp hekimliği uygulamaları yeniden büyük önem kazanmaya başlamış, örneğin ünlü bitki bilimci Alferd Vogel (1902-1996) 1952 yılında yayınlandığı "the Nature Doctor “adlı kitabında doğada her şeyin bir denge halinde olduğunu, bu nedenle hemen yanı başımızdaki bitkileri kullanarak doğal tedavi yöntemleriyle kendi kendimizin doktoru olması gerektiğini söylemiştir.” (BAŞER, 1997)

Ateşin bulunması gibi doğal unsurlar keşfedildikçe yine doğal bir unsur olan bitkilerde de hem ilaç hem besin açısından bir arayış olmuştur. Fakat bunun akabinde gelişen teknoloji ile bitkilerin yerine geçebilecek sentetik ve kimyasal maddeler bitkisel kullanımı azaltmıştır. Yine bunun akabinde doğal olmayan unsurların hayatımıza kattıkça bir şeylerin değiştiğini fark etmiş ve sonuçta doğaya dönüş başlamıştır. Bilim dünyası teknik ve teknolojik gelişmeler kat etmesiyle gelişmiş ülkelerin doğal bitki kaynaklarına talebi artacaktır. Doğal kaynaklara olan talep ile eczacılık, peyzaj, ilaç, kozmetik, parfümeri ve gıda sektörlerinde bitkisel ürünlere olan talep sürekli artış göstermektedir. Bu eğilim “Doğaya Dönüş”, “Yeşil Dalga”, ”yeşil-doğal hayat” ve “Yeşil Devrim” gibi sloganlar ile ifade edilmekte ve önemi vurgulanmaktadır.

Tıbbi ve aromatik bitkiler baharat, ilaç sanayi, meşrubat, parfüm, sabun, şekerleme, kozmetik(krem..vb), diş ve şifalı macunlar, şifalı ve dinlendirici çay imalatı, esans, aroma (hoş koku), vb. gibi birçok alanda kullanılmaktadır.

Çeşitli deneme yanılma yolları ve hayvanları izleme yöntemleri bitkilerin çiçek, meyve, tohum, sap, yaprak, kök, kabuk gibi değişik organ ve parçalarını çiğneyerek, tadından ve kokusundan onların faydası veya zehirliliği konusunda bilgilenmeleri, kullanmaları, toplamaları, biyoaktif maddeleri içeren bileşenleri tespit ile çeşitli ilaçlar elde etmişlerdir.  Bunun sonucu bitkiler hem temel besin hem de ilk ilaç kaynağı olmuştur.

  1. Baydar, H.  Tıbbi Aromatik Ve Keyf Bitkileri Bilimi Ve Teknolojisi Süleyman Demirel Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Yayın No:51, Isparta, 2007
  2. Başer, H.C., Tıbbi ve aromatik bitki Ve Baharatların Dünyada Ve Türkiye’de Ki Ticareti Ve Talep Durumu”, Tarım Orman Ve Köyişleri Bakanlığı Dergisi, 53 (1990), 18-22
  3. Başer, H.C.,Sustainable Wild Harvesting Of Medicinal And Aromatic Plants: An Educational Aprroach, Harvesting On Non-Wood Forest Products, Seminar Proceedings, Menemen-İzmir, Turkey, 2000
  4. Baytop, T., Anadolu Dağlarında 50 Yıl (1944-1998), İstanbul,1998
  5. Toksoy, D., Gümüş, C., Ayyıldız, H., , Türkiye’de Orman Kaynaklarının Durumu Ve Tıbbi ve aromatik bitkilerin Ticareti Üzerine Bir Değerlendirme, Orman Ve Ekonomi Dergisi, 8 (2003), 7-14


Bu yayın Ankara Sincan- Besler Şifa Atölyesinde hazırlanmıştır.

Tiryak, fitoterapi ve aromaterapide ne anlama gelir?

Tiryak, eczacılık ve tıp tarihinde bir dönem çokça kullanılmış bir ilaç formudur. "tiryaklar" diye anılırlar. içlerinden bazı formülasyonlar zaman içersinde şöhret kazansa da esasen tek bir formulasyonu yoktur. genellikle 40-50 çeşit bitki içeren ve ufak tefek farklılıkları olan onlarca çeşit tiryak terkibi vardır. Keyif vermesi ve bağımlılık yapması sebebiyle nargile gibi keyfi uygulamalarda kullanılır ve tiryakilik yaptığı ifade edilirdi.

Tiryak macun olarak yada panzehir olarak bilinir. Yani tıbbi ve Aromatik bitkilerden az doz alarak vücudu alıştırma biçimidir. Daha öncesinde geçen kaynaklara göre 2 çeşidi bulunuyordu; tiryak-ı faruk: tedavisi zor olan birçok hastalıkta ve zehirli yıla ve böcek sokmalarında kullanılmak üzere hazırlanan, terkibinin ardından en az altı ay sonra kullanılmaya başlanan bir formülasyondur.

Tiryak-ı erbaa: vücudun bağışıklığını artırıcı olarak ve zehirlenmelerde kullanılmak üzere; defne tohumu, centiyane, mür, ziravent'in dövülüp elekten geçirilmesi ve balla karıştırılması ile hazırlanan bir formülasyondur.

Tiryak Kelimesinin Kökeni
“Pontos Kralı Mithridates (MÖ 132-63) zehirlenmelere karşı panzehir olarak hazırladığı (terkibinde 48 drog bulunuyordu) ilaçlarla çok ünlenmişti. Mithridates'in ilaçları sonradan Tiryak (Theriacd) adıyla meşhur olmuştur. 

1539'da Kanuni Sultan Süleyman tarafından annesi Hafize Sultan adına Manisa'da yaptırılan darüşşifanın ilk başhekimi olan Merkez Efendi tarafından yapılıp halka dağıtılan 'Mesir Macunu' da bir nevi tiryak idi ve yapısında 41 farklı drog bulunuyordu.


Bu yayın Ankara Sincan- Besler Şifa Atölyesinde hazırlanmıştır.

Beyaz Zambak Sabunu -

 Beyaz Zambak (Latince: Lilium candidum); Linalol, vanilin, terpineol, feniletil alkol, palmitik asit, sinnamik asit ve benzoik asit bakımından zengin olan zambak yağı; cildin doğal parlaklığını artırmak için pigment lekelerinin görünümünü iyileştirmek, güneş lekesi, yaşlılık kırışıklıklarına faydalıdır. Vucudu nemlendirir. Zambak Sabunu cildi gerginleştirici ve sıkılaştırıcı özelliğe sahiptir ve oldukça hoş kokulu bir banyo sabunudur. 

Türk hamam ve banyo kültürü, temiz bir yaşamın kültürel yansımasıdır. Bu kültür gelişirken temizlenmenin sağlık üzerindeki etkileri keşfedilmiş ve bunu daha etkin hale getirecek unsur olan  doğal kürlerde geliştirilmiştir. Bu kür süreci neticede sağlık üzerinde önemli etkisi olan doğal Osmanlı Bitki Sabunlarını ortaya çıkarmıştır. 

Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp, günümüzde; doğal bitkiler ile tedavinin vazgeçemeyeceğimiz bir unsur olduğunu da ispat etmiştir. İşte bu unsurların bileşiminden ortaya çıkan ürün ise doğal sabunlardır.   Her bir bitkisel özün farklı tedavi ve sağlık destekleyicisi olarak kullanımında yola çıkılarak üretilen doğal sabunlar, sağlığa zararlı hiçbir madde içermezler. 

Doğal sabunların içeriğinde aşağıdaki maddeler kesinlikle kullanılmaz;

*Her tür hayvansal yağlar ve don yağlar yoktur.

*Kimyasal köpürtme maddesi olan sodium lauryl sülfat içermez.

*Petrokimyasal maddeler yoktur.

*İnsan bünyesine zararlı maddeler içermez.

*Yapay koku vericiler esanslar, aromalar, boyalar kesinlikle kullanılmamaktadır.

*endüstriyel metotlarla değil, geleneksel metotlar ile atölyemizde üretilmektedir. 



Kaliteli Uyku, Sağlıklı Bünye

Bilim insanları kısa uyku süresi ile kilo alımı arasındaki ilişkiyi belirlemeye çalıştı. Bu amaçla, günde 7 saatten az uyuyan42 katılımcının yarısına, günlük uyku sürelerini uzatmak ve uyku kalitelerini artırmak için çeşitli tavsiyeler verildi. Deney sonucunda uyku süreleri artan katılımcı grubunun aynı zamanda günlük basit şeker tüketimlerinin ortalama 10 gram azaldığı görüldü (URL-2).  

bilindiği gibi yetişkinler için tavsiye edilen günlük uyku süresi 7-9 saattir. Eğer uyku süresi yeterli ve uykunuz kaliteliyse gün boyu sağlıkta kalırsınız. Uyku kalitesi için buhurdanlıkla yatak odasını lavanta kokusuyla iyileştirin. Kaliteli uykuyla böylece sağlıklı bünyeye sahip olursunuz.

Özet olarak uyku süresi yeterince olursa şeker tüketimi azalır ve sağlıklı bünyeye sahip olursunuz.

URL-2; https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/daha-saglikli-beslenme-daha-iyi-uykuya-bagli

Bu yayın Ankara Sincan- Besler Şifa Atölyesinde hazırlanmıştır.









Haricen Ve Dâhilen kullanmak ne demektir?

Tıbbi ve Aromatik Bitkiler kullanımı genel olarak 2’ye ayrılır. Bitkilerle tedavi edici etken maddesinden (drog) faydalanarak “fitoterapi” ve kokusu tadı gibi aroması ile faydasına başvurulan “aromaterapi” olarak ayrılabilmektedir. Hem fitoterapide hem de aromaterapide droglar; haricen veya dâhilen kullanılmaktadır.

Dâhilen Kullanmak nedir?

Dâhilen kullanılan ilaçlar çay, hap, çiğ, macun, şurup ve toz şeklinde hazırlanmakta olup daha çok çay şeklinde tüketilmektedir. Tedavide kullanılan bu çaylar infüzyon, dekoksiyon veya soğuk maserasyon şeklinde hazırlanmaktadır.

Haricen Kullanmak nedir?

İlâçlar için yutulmadan, vücuda dışarıdan uygulanmak suretiyle kullanılır anlamındadır. Diğer bir anlamda merhem, krem gibi ürünlerin üstünde yazan ve bunları derinin dışından tatbik etmenizi yememenizi öğütleyen uyarıdır.

Besler Şifa Atölyesi, Ankara Sincan'da faaliyetlerine devam etmektedir.

Besler Şifa, Bitkisel Kozmetik ve Doğal Yaşam Ürünlerini;

Şifanız daim olsun. 



İlk yoğurt nasıl oldu? Yoğurt mayasının sırrı...

Yörük köyünden biri beni aradı, “Burada bir Yörük aile var. Bu aile her sene Hıdırellez sabahı yani 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan sabah gün doğmadan kalkıyor, bitkilerin üzerindeki çiğ tanelerini topluyor ve yoğurt mayası yapıyorlar. Bu çok enteresan bir olay ve hâlâ devam ettiriyorlar. Sizin ilginizi çeker diye haber vermek için aradım.” dedi. Tesadüfen bir hafta sonra Hıdırellez’di ve ben kalkıp bu olayı deneyimlemek için oraya gittim. Üç ocaktan yani üç haneden oluşan çok tatlı bir Yörük aile ve gerçekten dağın başında yaşıyorlar.

Sohbet ederken sordum Himmet Amca’ya; 

- “Himmet Amca, bu çiğ mayası Hıdırellez’de olmasa, başka bir zamanda olsa olur mu?”

- “Vallahi denemesi bedava, istiyorsan dene, olmaz” dedi. 

- “Peki, neden olmaz?” dedim. 

- “Çünkü Hıdırellez’de doğaya bir şey oluyor.” dedi. Ne olduğunu kendisi de tam tarif edemiyor ama çok iyi biliyor ki doğaya bir şey oluyor o tarihte. Hıdıellez'in seher vakti belli ve temiz bir yerden çiğ topluyorlardı. 

Yörük Himmet Amca devam ediyor;

- “Bu aslında yoğurt mayası değil, yoğurdun damızlığıdır. Eğer her sene Hıdırellez’de yoğurdun damızlığını çiğlerden alıp yeni maya yapmazsan bir sene boyunca kullanacağın yoğurt mayan yok demektir. Çünkü maya bir sene boyunca kullanılıyor ve eskiyor. Artık mayalama yeteneğini yitiriyor. O nedenle her sene yenilemeliyiz. Bu biz yörüklerin bir sırrıdır.” Dedi. Burada önemli olan şey şu; doğada her şeyin bir zamanı var ve o zamanı kaçırmamanız gerekiyor.

Bilindiği gibi yoğurtu Türkler keşfetmiş ve dünyaya öğretmiştir. İngilizcede yogurt diye isimlendirilir. Kütahya'da bir dağ köyünde yörükler hala yoğurtun maya damızlığının sırrını koruyorlar.  Sındırgı'da yörükler şunu derler; "Yoğurt çalmayı (mayalamayı) bilmeyen kız evde kalır." Sanki bu söz yoğurt mayasının Hıdırellez günü seher vakti, bitki üzerinde bir çiğ damlalarından elde edildiği sırrını bilmenin önemini anlatır. 

Besler Şifa olarak kadim kültürü sinelerinde biriktiren yörüklerden bir sırrı daha öğrendik buraya taşıdık.  Keza yine yeşil kozalak, ısırganotu, nohut kaynatılmasıyla mayaların elde edildiğini söyleniliyor.

Not: Bu yayın daha çok şu yayından alınmış bir derlemedir ve kaynak olarak gösterilemez; https://iklimce.undp.org.tr/wp-content/uploads/Iklimce-Sohbetler-2021-Sezonu_Kitabi.pdf

















Bu yayın Ankara Sincan- Besler Şifa Atölyesinde hazırlanmıştır.

Aromaterapide Beslenme ve Akdeniz Beslenme Modeli

Aromaterapik beslenmenin en iyi modeli Akdeniz Beslenme Modeli olduğunu söyleyebiliriz. Akdeniz Beslenme Modeli, 2010 yılında UNESCO tarafından “somut olmayan bir insanlık mirası” olarak tanınmış, 2012 yılında ise FAO tarafından listelenmiş beslenme modelleri arasından “gezegendeki en sürdürülebilir beslenme modeli” olarak en üst sırada yerini almıştır (URL-1).

Tam tahıllar kurubaklagiller, meyve, sebze, zeytinyağı, şifalı otlar gibi sağlıklı yağlar Akdeniz diyetinin özünü oluşturur. Her öğünün tam tahıl, kurubaklagil, meyve ve sebzeyi içermesini temel alır. Zeytinyağı ise diyetin temel yağıdır salata sosu olarak ya da besinlerinizi pişirirken kullanabilirsiniz. Sebze ve ot yemekleri bol ve çeşitlice yapılır. Pazarda bahçede sebze bol üretilir. Ot festivalleri yapılır.

Ülkemizde yüzlerce tıbbi ve aromatik bitkiden birçoğu yemeklerimizde lezzet ve şifa kaynağı olarak sofralarımızdadır. Siz de hemen baharatlar yanında şifalı otları tüketebilir ve böylece bir Akdeniz mutfağı tanzim etmiş olursunuz.

İlk yapmamız gereken mevsiminde sebzeleri, şifalı otları ve yemeği yapılan otları keşfetmektir. Hadi başlayalım...



Kaynaklar; 

URL-1; http://www.tuba.gov.tr/files/yayinlar/raporlar/T%C3%9CBA-I%20G%C4%B1da%20ve%20Sa%C4%9Fl%C4%B1kl%C4%B1%20Beslenme%20Raporu.pdf

*BESLER ŞİFA ATÖLYESİ*

"Doğallığın tam adresi"

*Bilgi:* www.instagram.com/beslersifa

beslersifa@gmail.com

www.beslersifa.com

Atölyemizin İlkeleri;

1- Güvenilir,

2- Doğal ve Helal,

3- Özel üretim,

4- Sürdürülebilir ve çevreci.

*Sabun, krem, merhem, macun, yağ, çay, sirke, tentür, şurup, şerbet

#GençLokmanHekimler

#TıbbiveAromatikBitkiler #aromaterapi #Fitoterapi

#handmade

ŞİFALI İÇECEKLER

Hiç yorum yok 0

Su ve süt başlıca içecek olup diğerleri hakkında kısa bilgiler vereceğiz. Hayatımızda 10 içecek oldukça önemli olduğunu söyleyebiliriz. Bu yazımızda ayran, çay, boza, salep, şerbetler, şıra, Türk kahvesi, şalgam ve turşu suyu hakkında bir makaleyi sizinle paylaşacağız.

AYRAN

Türk kültüründe süt ve ürünleri daima önemli besin kaynaklarından olmuştur. Yüksek protein, kalsiyum ve fosfor içermektedir. Yoğurt gibi fermente bir üründen elde edilmesi ise probiyotik bakteri içeriğine sahip olduğunun göstergesidir M.S. 552- 745 yılları arasında hüküm süren Göktürklerin, ekşiyen yoğurdun ekşiliğini azaltmak için üzerine su eklemelerinin, dünyanın ‘tesadüfen’ ayran ile tanışmasına yol açtığı düşünülmektedir. Ayran sözcüğü ise tarihte ilk defa Divan-i Lugat-it Türk eserinde ‘sütten elde edilen içecek’ olarak kullanılmıştır. Türk Gıda Kodeksi Fermente Sütler Tebliği’nde ise, yoğurda su katılarak veya kuru maddesi ayarlanan süte yoğurt kültürü ilave edilerek, içilebilir kıvamda hazırlanan fermente ürün olarak nitelenmektedir.

ÇAY

Çay bitkisinin (Camellia sinensis) yaprak ve filizlerinin soldurma, kıvırma, oksidasyon ve kurutma işleminden geçirildikten sonra sıcak suyla elde edilen demi çay olarak tüketilmektedir. Çay ile şeker, limon, karanfil, nane gibi eklemeler yapılabilir.

BOZA

Tatlı (Arnavut) Bozası ve Ekşi (Tatar) Bozası olarak 2 çeşidi vardır. Meşhur İstanbul- Vefa Bozacısı, Ankara- Akman Bozaları, Eskişehir- Karakedi Bozacısı örnek verilebilir. Kendine has üretilen boza genelde ılık şekilde üzerine leblebi ve tarçın eklenerek tüketilir.

SALEP

Salep, içecek olarak tüketiminin yanında dondurma ve muhallebilerde katkı maddesi olarak da kullanılmaktadır. Salep içeceğinin hazırlanışı şu şekildedir; saf toz salep toz şekerle karıştırılır, daha sonra soğuk sütün içerisine yavaşça ilave edilir, bir yandan da karıştırılır. Sürekli karıştırılarak pişirilmesi gereken salep, üzerinde köpük oluşmaya ve kendine has yoğun bir kıvam almaya başlayınca ocaktan alınır. Sıcak olarak içilen salep, üzerine toz tarçın serpilerek servis edilir.

ŞERBETLER

Yüzyıllardan beri, yemeklerin yanında, hastalıklarda ve ferahlamak için tüketilen şerbetler; günümüzde meyve suları ile asitli ve şekerli içeceklerin yerini alabilecek; en az bir meyvenin temelini oluşturduğu, bol baharatlı ve lezzetli içeceklerdir. En meşhur şerbet demirhindi ile kızılcıktır. Şerbet yapımında bal, gül yaprakları, meyveler, baharatlar, kuruyemişler ve bunların karışımları yaygın olarak kullanılmaktadır. Osmanlı döneminde tüketilen şerbet çeşitleri; lohusa, bal, gül (gülsuyu), badem, çilek, dut, gelincik, kavun çekirdeği, kayısı, keçiboynuzu, koruk, kuru üzüm, mandalina, menekşe, mevlit, meyan, nar, portakal, sirkecübün (bal ve sirke), şeftali, tah, tarçın, turunç, üzüm, vişne, zambak, nilüfer, limon, nane, demirhindi ve kızılcık şerbetleri olarak derlenebilir. Şerbetler bazen hoşaf, komposto gibi içeceklerle bir tutulabilir.

ŞIRA

Üzümden ve elmadan elde edilen, soğuk içilen, alkolsüz, hafif ekşi ve tatlı bir içecektir. Yaş üzüm, kuru üzüm ve elmadan yapılan şıralar en yaygın çeşitleridir. Şırada bir miktar tortu oluşur ve meyve suları gibi berrak bir görünüme sahip değildir.

KAHVE

Genel olarak 14. yüzyılda bir içecek olarak tüketilmeye başlanan kahvenin, etimolojisi incelendiğinde; Arapça'da canlandırıcı uyandırıcı anlamına gelir. 14. Yy. ’de keşfinden sonra kahve 15. Yy. sonunda Araplar tarafından Mekke ve Medine’ye ulaşmış buradan da 16. Yy. ’de İstanbul’a getirilmiştir. Osmanlı’nın kültürel olarak gelişiminde de önemli bir role sahip olduğu düşünülmektedir Yapılan çalışmalara göre düzenli kahve tüketiminin, genel mortalite, diyabet, karaciğer hastalığı, Parkinson hastalığı ve diğer birçok kronik hastalığın görülme sıklığını azalttığı yönünde sonuçlara varılmıştır.

ŞALGAM

Siyah (mor) havuç, şalgam, ekşi hamur, tuz, bulgur ununun ve yeterli suyun laktik asit fermantasyonu ile üretilir. Şalgam suyu tüm Türkiye’de de özellikle kebapların, ızgara etlerin yanında sevilerek tüketilen bir içecektir. Adana, Mersin, Hatay ve Kahramanmaraş illerinde oldukça popülerdir.

TURŞU SUYU

Genellikle tam olgunlaşmamış sebzeleri sirke ve/veya limon, kaya tuzu gibi içerikle fermente edilmesini bekleyerek hazırlanır. Fermantasyon sürecine/içeriğine bağlı olarak da probiyotik içerir.

Ezcümle insan için bir çok içecek bulunur. Bu içeceklerin her biri bizim için çok önemlidir. Özellikle çay, ayran ve şerbetler yemek öğünlerinde tüketilir. Fakat fermente olması ve gazlı içecek olmaması hasebiyle şalgam ve turşu suyu yemeklerle tüketilmesi uygun olduğu ifade edilir.

Bu yazıya atıf yapılamaz ve şu makaleden alınmıştır; Süren, T. Ve Kızıleli M.; (2021) Geleneksel Türk İçecekleri, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Turizm Fakültesi Dergisi, Cilt: 24, Sayı: 1, 46-71 61 Erişim; https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1512093

 

© beslersifa.com | Her hakkı sağlıklıdır.
Coded by @suleymancetinx | ile yapılmıştır.